
28/1/2008 - DÜNYAMIZA EN YAKIN 40 YILDIZ |
Sıra-Yıldızın Adı-Görünür Parlaklık-Mutlak Parlaklık-Uzaklık (Işıkyılı)
0 Güneş -26.7 4.85 500 sn. 1 alfa Centauri -0.1 4.8 4.3 2 Bernard'ın Yıldızı 9.5 13.2 6.0 3 Wolf 359 13.5 16.7 7.5 4 BD+36°2147 7.5 10.5 8.1 5 Luyten 726-8 12.5 15.4 8.5 6 Sirius -1.5 1.4 8.6 7 Ross 154 10.6 13.3 9.5 8 Ross 248 12.3 14.8 10.2 9 epsilon Eridani 3.7 6.1 10.7 10 Ross 128 11.1 13.5 10.7 11 Luyten 789-6 12.2 14.6 11.1 12 61 Cygni 5.2 7.5 11.2 13 epsilon Indi 4.7 7.0 11.3 14 tau Ceti 3.5 5.9 11.4 15 Procyon 0.4 2.7 11.4 16 sigma 2398 8.9 11.2 11.6 17 BD+43°44 8.1 10.4 11.7 18 CD-36°15693 7.4 9.6 11.9 19 G51-15 14.8 17.0 12.3 20 L725-32 11.5 13.6 12.3 21 BD+5°1668 9.8 12.0 12.6 22 CD-39°14192 6.7 8.8 12.7 23 Kapteyn'in Yıldızı 8.8 10.8 12.8 24 Kruger 60 9.7 11.7 13.4 25 Ross 614 11.3 13.3 13.7 26 BD12°4523 10.0 11.9 13.9 27 Wolf 424 13.2 15.0 14.1 28 van Maanen'in Yıldızı 12.4 14.2 14.5 29 CD-37°15492 8.6 10.4 14.7 30 Luyten 1159-16 12.3 14.0 15.0 31 BD+50°1725 6.6 8.3 15.0 32 CD-46°11540 9.4 11.1 15.2 33 CD-49°13515 8.7 10.4 15.3 34 CD-44°11909 11.2 12.8 15.3 35 BD+68°946 9.1 10.8 15.4 36 G158-27 13.7 15.5 15.5 37 G208-44/45 13.4 15.0 15.5 38 BD-15°6290 10.2 11.8 15.6 39 40 Eridani 4.4 6.0 15.7 40 L154-141 11.4 12.6 15.8 |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |

6/1/2008 - METEORLAR, METEORİDLER, METEORİTLER VE DÜNYADAKİ ÇARPŞMA KRATERL |
|
METEORLAR, METEOROİDLER, METEORİTLER ve DÜNYADAKİ ÇARPIŞMA KRATERLERİ |
Meteor sözcüğü, gökyüzünde olağanüstü olay anlamındaki latince meteoron'dan gelir. Meteor, güneş sistemindeki cisimlerin dünya atmosferine düşmesiyle, yüksek hızlarda hava ile sürtünme sonucu akkor haline gelerek, gece yeryüzünden kısa süreli bir ışık çizgisi şeklinde görülmesine verilen addır. Halk arasında 'kayanyıldız', 'yıldız kayması' ve benzeri sözcüklerle ifade edilen olaydır. Bu olay tipik olarak atmosferin 80-110 km'leri arasında oluşur. Karanlık bir gecede saatte 8-10 meteor izlemek olasıdır. Her yıl belli zamanlarda oluşan meteor yağmurları sırasında saatte 100'ün üzerinde meteor izlenebilir. Çok parlak meteorlara Ateş Topu adı verilir ve bunlardan bazılarının yüzeye ulaştığı olur.
Meteoroid sözcüğü ise olayı değil, düşen cismin kendisini ifade eder. Meteoroid, güneş ya da herhangi bir güneş sistemi cisminin çevresinde yörüngede olan ve kuyrukluyıldız ya da asteroid olarak sınıflanamayacak kadar küçük olan cisimlerdir. Mikro boyuttaki cisimler ve kozmik toz partikülleri de mikrometeoroid olarak anılırlar.
Meteorit ise tamamen buharlaşamadan dünya yüzeyine ulaşan meteoroidlerdir. Metoritler üzerinde pek çok çalışmalar yapılmaktadır. Bu araştırmalar, meteoritin ana cisminin kaynağı, yapısı ve tarihini saptamak ve güneş sisteminin ve evrenin oluşumu hakkında bilgi edinebilmek amacını güder.
Meteoritlerin büyük bir bölümünün kaynağı asteroidlerdir. Bazılarının 4 Vesta asteroidi kaynaklı olduğu sanılmaktadır. Bir bölümü de kuyrukluyıldızlardan gelir. Az sayıda meteorit'in (23 tanesinin) ay kökenli ve (22 tanesinin) Mars kökenli olduğu saptanmıştır.
 |
Solda görülen ve ALH48001 olarak bilinen Mars kökenli meteorit, bazı bilim adamlarına göre Mars'da bir zamanlar basit yaşam formları bulunduğunu gösteren kanıtlar taşımaktadır. (Gezegenler bölümünde Mars'a bakınız) |
Meteoritler ve Apollo ve Luna programlarıyla aydan getirilmiş kayalar, her ne kadar ilginç olmayan taş parçaları gibi gözükse de, elimizdeki dünya dışı tek maddi örneklerdir ve labratuarlarda inceleme imkanı bulabildiğimiz için son derece kıymetlidirler.
Meteorit Tipleri
|
Demir |
Esas olarak demir ve Nikel den oluşmuşlardır. M Tipi Asteroidlere benzerler |
 |
|
Taşsı Demir |
Demir ve taşımsı maddelerin bir karışımıdır. S Tipi Asteroidlere benzerler. Kendi içinde Palassitler ve Mezosideritler olmak üzere iki gruba ayrılırlar. |
 |
|
Kondrit |
Meteoritlerin büyük bölümü bu sınıftadır. Yapıları, dünya benzeri gezegenlerin mağma ya da kabuk yapısına benzer. |
 |
|
Karbonaköz Kondrit |
Gazlarından arındırılmış güneş yapısındadır. Tip C asteroidlere benzer. |
 |
|
Akondrit |
Bazalt kayalar benzeridir. Bu tipteki meteoritlerin Ay ve Mars kökenli olduğu düşünülmektedir. Kendi içinde HED grubu, SNC grubu, Aubritler ve Ureilitler olarak dört gruba ayrılırlar. |
 |
Bulunmuş meteoritlerin üçte biri, düşüşü gözlenmiş meteoritlerdir. Hergün yüzlerce ton meteoroid dünya atmosferine girmektedir.Ancak bunların çok büyük bir bölümü birkaç miligram kütlesinde, çok küçük partiküllerdir. Ancak büyük olanların nadiren yüzeye erişme şansları vardır. Bu güne dek bulunabilmiş en büyük meteorit (Namibia, Hoba) 60 ton gelmektedir.
Kayamsı meteoritlerin radyolojik yöntemle bulunan yaşları 4.55 milyar yıla karşılık gelmektedir. Bu da güneş sistemiyle yaşıt olduklarını göstermektedir. Güneş sisteminin erken dönem örnekleri olarak kabul edilmekle birlikte yapıları radyasyon, ısı ve buzlaşma nedeniyle değişikliğe uğramıştır.
Ortalama bir asteroid, atmosfere saniyede 10-50 km hızla girer. Çok büyükleri dışındakiler hava direnci ile kısa zamanda yavaşlar ve saatte birkaç yüz km. hıza düşerler. Nadiren tamamen buharlaşmayanlar yüzeye düşer. Ancak çok büyük olanlar hızlarından pek az kaybederler ve yere çarptıklarında kraterlere neden olur ve hatta büyük feleketlere yol açabilirler.
 |
Küçük bir asteroidin dünyaya çarpması sonucu oluşmuş bir kratere en iyi örnek, Arizona Winslow yakınlarında bulunan Barringer Krateri'dir. Yaklaşık 50,000 sene önce dünyaya çarpmış bir demir meteoroid sonucu oluşmuştur. Çapı 1.2 km ve derinliği 200 metre kadardır. |
Dünya yüzeyinde 120 kadar krater tanınmaktadır. Çok daha yakın bir tarihte 1908'de Sibirya'nın Tunguska diye bilinen ıssız bir bölgesine de 60 metre çapında olduğu hesaplanan bir meteoroid düşmüştür. Bu meteoroid birbirine gevşek bağlı küçük parçalardan oluştuğundan, Barringer Krateri olayından farklı olarak, yere çarpmadan önce tamamen dağılmış ve bir krater oluşturmamıştır. Bununla birlikte 50 km. boyunca bütün ağaçlar devrilmiş ve patlamanın sesi Londra'dan duyulmuştur.
Yörüngeleri dünya yörüngesiyle kesişen ve çapı 1 km'den büyük en az 1000 asteroid olduğu tahmin edilmektedir. Ortalama 300,000 yılda bir bunlardan biri dünya ile çarpışmaktadır. Daha büyük olanlar sayıca çok daha azdır ve çarpışma çok daha seyrektir. Olduğunda ise büyük felaketlere yol açar.
| 65 milyon sene önce, dinazorların yeryüzünden silimesini, pek çok bilimadamı, Hephaistos ya da SL9 büyüklüğünde bir kuyrukluyıldız ya da asteroidin dünyaya çarpmasına bağlamaktadır. Olay sonucu oluşmuş 180 km çapındaki krater Yukatan yarımadasında Chicxulub yakınındaki ormanların altında kalmıştır. (sağda) |
 |
Bilimadamları, jeolojik kayıtlara bakarak, her birmilyon senede, çarpışma sonucu 10 km çapında üç kraterin oluştuğunu hesaplamaktadırlar. Chicxulub gibi daha büyük kraterlerin sıklığını hesaplamak daha zordur, ancak 100 milyon yılda bir çarpışma uygun bir tahmin olabilir.
Dünya yüzeyindeki çarpışma kraterlerinden bazıları
|
|
|
|
|
Berringer Krateri, Arizona 1.2 km çapında, 49,000 yıllık |
Chicxulub, Yukatan yarımadası Meksika 170 km çapında 65 milyon yıllık |
Aorounga, Çad, Afrika 17 km çapında, 200 milyon yıllık
|
|
|
|
|
|
Wolfe Creek, Avustralya 875 metre çapında, 300,000 yıllık |
Roter Kamm, Namibya 2.5 km çapında, 5 milyon yıllık |
Mistansin gölü, Kanada 28 km çapında 35-40 milyon yıllık |
|
|
|
|
|
Manicouagan, Quebec, Kanada 100 km çapında 212 milyon yıllık |
Clearwater Gölleri, Quebec, Kanada Batı göl 32 doğu göl 22 km çapında, 300 milyon yıllık |
Deep Bay, Saskatchewan, Kanada 13 km çapında, 50-150 milyon yıllık |
|
|
|
|
|
Bosumtwi, Gana, Afrika 10.5 km çapında, 1.5 milyon yıllık |
Gosses Bluff, Avustralya 22 km çapında, 143 milyon yıllık |
Kara-Kul Tacikistan 45 km çapında, 8-10 milyon yıllık |
KAYNAK
http://www.catamaranvega.com/ |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |

6/1/2008 - ASTEROİDLER |
ASTEROİDLER
 |
Bode Kanunu Aşagıdaki tablonun birinci sutunu, ilk satır 0 sonraki 3 ve takibeden satırlar bir öncekinin iki katı olarak devam etmekte. Her satırdaki rakkama 4 eklenerek ikinci sutun oluşmakta ve 3. sütün bir önceki sütundaki rakamların 10'a bölünmesiyle elde edilmiş. Elde edilen rakamlar gezegenlerin güneşten uzaklıklarına birebir eşit. Mars'la Jupiter arasında da bir gezegen olsa tablo tamamlanacak.
|
S |
S+4 |
(S+4)/10 |
Gezegen |
Uzaklık |
|
0 |
4 |
0.4 |
Merkür |
0.4 |
|
3 |
7 |
0.7 |
Venüs |
0.7 |
|
6 |
10 |
1.0 |
Dünya |
1.0 |
|
12 |
16 |
1.6 |
Mars |
1.5 |
|
24 |
28 |
2.8 |
??? |
- |
|
48 |
52 |
5.2 |
Jüpiter |
5.2 |
|
96 |
100 |
10 |
Satürn |
9.5 |
|
192 |
196 |
19.6 |
Uranüs |
19.2 |
Bu gün sadece bir tesadüf olduğunu bildiğimiz, 18. Yüzyıl sonlarında Bode tarafından ileri sürülen bu kanunu, dönemin gökbilimcileri son derece önemli bir kanıt olarak kabul etmiş ve Mars-Jupiter arasındaki gezegeni bulmak işin bir yarış başlamıştı. Ve Giuseppe Piazzi, 1801'in ocak ayında önce kuyrukluyıldız olduğunu sandığı bir cisim keşfetti. Fakat daha sonra bu cismin yörüngesi hakkında bilgi edinildiğinde, kuyruklu yıldız olmadığı, cok küçük sadece 1000 km çapında bir gezegen olduğu anlaşıldı ve Piazzi ona Ceres ismini verdi. Birkaç yıl içinde Pellas, Vesta ve Juno keşfedildi. 19. Yüzyıl sonuna gelindiğinde Mars ve Jupiter yörüngeleri arasındaki bölgede yüzlerce minik gezegen keşfedilmiş oldu.
Bu güne dek yüzbinlerce asteroid keşfedildi. Her yıl da binlercesi keşfedilmekte. Çapı 200 km'den büyük 26 Asteroid mevcut, 100 km'den büyük olanların da tahminen %99'u bilinmekte. 100km-10km arasındakilerin de en azından %50'sini biliyoruz, ancak miliyonlarca olduğu sanılan daha küçükleri hakkında bilgilerimiz oldukça sınırlı. Asteroidlerin toplam kütlesinin ayın kütlesinden daha az olduğu hesaplanmakta.
1997'de Galileo uzay aracı Jupitere doğru yol alırken 243 Ida ve 951 Gaspra asteroidlerinin pek çok resmini dünyaya göndermişti. 1999'da da Near uzay aracı (şimdi Near-Shomaker olarak anılmakta) 433 Eros çevresinde yörüngeye girerek çok değerli bilgiler ve resimler elde etmemizi sağladı.
En büyük asteroid 1 Ceres'dir. Çapı 933 km'ye ulaşır ve kütlesi tüm asteroidlerin kütlesinin %25'ini oluşturur. Büyüklük sıralamasında Ceres'i takip edenler 2 Pallas, 4 Vesta ve 10 Hygiena'dır ve çapları 525 km ile 400 km arasındadır. Bilinen tüm diğer asteroidlerin çapı 340 km'nin altındadır.

Mars'ın küçük uyduları, Jupiter'in 8 dış uydusu, Satürn'ün en dış uydusu ve yine Satürn, Uranüs ve Neptün'ün yeni keşfedilen uydularının, gezegenler tarafından yakalanmış asteroidler olduğu kabul edilmektedir. (Başlıktaki resim Ida ve Gaspra asteroidleri ile Mars uyduları Demios ve Phobos'un orantılı olarak bir resimde birleştirilmesi ile elde edilmiştir.)
Asteroidler, spektrum analizlerine ve albedolarına göre sınıflandırılmaktadırlar:
-
C Tipi : Bilinen asteroidlerin %75'ini oluştururlar. Çok koyu renketedirler (albedo:0.03), karbon-kondrit meteoritlere benzerler.
-
S Tipi : Asteroidlerin %17si bu gruptadırlar. C tipinden nisbeten daha aydınlıkdırlar (albedo: 0.1-0.2). Yapıları Nikel-demir, demir ve magnezyum silikat karışımıdır.
-
M Tipi : Geri kalan asteroidlerin büyük bölümünü oluştururlar, diğerlerinden daha parlaktırlar. Saf Nikel-demirden oluşmuşlardır.
-
Diğer : Nadir bulunan bir düzine kadar daha farklı asterid tipi vardır.
C tipi, karanlık olmaları nedeniyle diğerlerinden çok daha zor görülür. Bu nedenle yukardaki oranlar gerçek dağılımı göstermez.
Asteroidler, güneş sistemindeki yerleşimlerine göre de sınıflandırılırlar:
-
Ana Kuşak Asteroidleri: Mars ve Jupiter arasında bulunan, güneşten kabaca 2-4 AU uzaklıkta bulunan asteroidlerdir. Bilinen asteroidlerin çoğunluğunu teşkil ederler. Hungarias, Floras, Phocaea, Koronis, Eos, Themis, Cybeles ve Hildas isimleriyle anılan gruplar halindedirler (ismi grubun ana asteroidinden alır). Gruplar arasında Kirkwood Boşlukları da denen kısmen boş bölgeler bulunur.
-
Dünya yakınındaki Asteroidler: Yörüngeleri dünyaya oldukça yakın olan asteroidlerdir. Güneşe uzaklıkları 1-0.983 AU arasında olanlar Athen'ler, 1-1.017 AU arasında olanlar Apollo'lar ve 1.017-1.3 AUarasında olanlar Amor'lar ismiyle sınıflanırlar.
-
Trojan Asteroidler: Genelde Jupiter'in Lagrans noktalarında (Jupiter yörüngesinde Jüpiterin 60 derece önünde ve arkasında) gruplar teşkil etmiş olan Asteroidlerdir. Yüzlercesi bilinmekte ve binlercesinin bir arada bulunduğu tahmin edilmektedir. Nedense Ön Lagrans noktasında daha çok sayıdadırlar. Venüs ve Dünyanın da Lagrans noktalarında az sayıda da olsa asteroidler bulunduğu sanılmaktadır. Mars'ında bir Trojan'ı bulunmuştur (5261 Eureka).
-
Centaur'lar: Güneş sisteminin daha dış bölgelerinde bulunan az sayıdaki asteroidlerdir. Örnek olarak; 2060 Chiron, Saturn ve Uranüs arasında bir yörüngededir, 5335 Democlesin yörüngesi Mars'dan Uranüsün ardına, 5145 Pholus'un yörüngesi de Satürn'den Nepün'ün ardına kadar uzanır. Ancak bunlar gibi yörüngeleri gezegen yörüngelerini kateden asteroidlerin uzun süre stabil bir yörüngede kalabilmeleri olası değildir. Bu nedenle de daha çok Kupier Kuşağı kuyrukluyıldızları gibi değerlendirilirler. Zaten artık Chiron bir kuyrukluyıldız olarak sınıflandırılmaktadır.
Uzay araçları tarafından ziyaret edilen 951 Gaspra, 243 Ida, 253 Mathilde ve 433 Eros
951 Gaspra

Gaspra'nın yörüngesi ana asteroid kuşağının iç kenarındadır. Güneşten ortalama uzaklığı 330 milyon km ve büyüklüğü 19x12x11 km kadardır. S Tipi bir asteroid olup metalik minerallerden oluştuğu sanılmaktadır. Galileo uzay aracı Jupitere gidişi sırasında 29 Ekim 1991'de Gaspra'nın çok yakınından geçmiştir (daha sonra da 243 Ida'yı ziyaret etmiştir).
Gaspra Flora ailesi asteroidlerindendir. Yüzeyinde pek çok krater olup, kraterlerden 200 milyon yaşında olduğu tahmin edilmektedir.
243 Ida
Ida'nın da yörüngesi Mars ve Jupiter arasında olup Koronis ailesinden bir asteroiddir. Güneşten ortalama uzaklığı 428 milyon km ve büyüklüğü 58x23 km kadardır. 28 Ağustos 1993'de Galileo uzay aracının geçişi sırasında resimleri elde edilmiştir.
Ida'nın minik bir uydusu (yukardaki resimde sağdaki parlak nokta) vardır.
 |
Dactyl ismi verilmiş olan bu uydu (solda) halen bilinen tek asteroid uydusudur. 1.6x1.2 km boyutlarındadır. Bu kadar küçük olmasına karşın küre şeklindedir. Ida'dan uzaklığı yaklaşık 90 km. kadardır. |
Dactyl'in kabaca da olsa gözlenen yürüngesine Kepler'in 3.kanunu uygulanarak Ida'nın kütlesi hesaplanabilmiş ve bu sayede yoğunluğunun 2.2 gr/cm3 ile 3 gr/cm3 arasında olduğu bulunmuştur. Daha once Ida'nın da Gaspra gibi S tipi bir asteroid olduğu sanılamkta idi ancak bu yoğunluk bu tip bir asteroid için çok düşüktür. Muhtemelen Ida basit kondrit tipi meteoritlerin yapısındadır. Ida ve uydusunun yüzeyi çok sayıda kraterlerle kaplıdır.
253 Mathilde
Mathilde de ana kuşak asteroidi olup nispeten küçük perihelion'a sahiptir (1.94 AU). Güneşten ortalama uzaklığı 394 milyon km. ve boyutları 59x47 km. kadardır. 1885'de Johann Palisa tarafından keşfedilmiş ve 27 Haziran 1997'de Near-Shoemaker uzay aracı tarafından ziyaret edilmiştir.
Yakından izlenebilmiş tek C tipi asteroiddir. Yüzeyinde en az 5 tane 20 km çapı aşan krater bulunmaktadır (Gaspra ve Ida'daki kraterler çok daha küçüktür). Bu kadar küçük bir cisimde bu denli büyük kraterlerin nasıl oluştuğu merak konusudur.
Mathilde'in yoğunluğu sadece 1.4 gr/cm3 olup, muhtemelen poröz, süngersi bir yapıya sahiptir. Albedo'su oldukça düşük ve yüzey rengi kraterlere rağmen tekdüzedir. Bu da yapısının oldukça homojen olduğunu göstermektedir.
Bir başka gariplik de kendi çevresi etrafında dönüşünün çok yavaş olmasıdır (17.4 gün).
433 Eros ve Near-Shoemaker Sondası
433 Eros dünyaya yakın asteroidlerden biridir. Yörüngesinin büyük bölümü dünya ile Mars arasında, bir bölümü ise Mars yörüngesinin ötesine taşar. Yörüngesinin ekliptikle yaptığı açı nedeniyle Marsla çarpışma riski taşımaz. Yörüngesının perihelionu 1.133 AU, aphelionu ise 1.783 AU kadardır. Dünyaya en yakın oldugu noktada Dünya-Eros mesafesi 0.149 AU, en uzak olduğu noktada ise 0.767 AU. Göneş çevresindeki bir turunu 643 günde tamamlar. Eros S sınıfı bir asteroid'dir ve boyutları yaklaşık 13x13x33 km'dir. Dünyaya yakın ikinci en büyük asteroid'dir.
17 Şubat 1996'da Cape Canaveral'den fırlatılan uzay aracı Near-Shoemaker 3.7 milyar km'lik seyahati boyunca önce Mathilde asteroidi yakınından geçerek (yukarıda, 253 Mathilde'e bakınız) pek çok fotograf göndermiş, daha sonra 14 Şubat 2000 tarihinde 433 Eros çevresinde alçak bir yörüngeye (325x370 km) girerek asteroidin binlerce fotografını göndermiştir. Daha sonra yörüngesi daraltılarak daha yakın fotograflar elde edilmiş ve 12 Şubat 2001 günü Near-Shoemaker sondası asteroidin yüzeyine indirilmiştir. Aşağıda Near-Shoemaker'dan elde edilmiş bir seri fotograf görülmektedir.
|
|
|
|
Eros - Kuzey Yarıküre |
Eros - Güney Yarıküre |
|
|
|
|
Eros - Doğu Yarıküre |
Eros - Batı Yarıküre |
Aşağıdaki şekil Eros yüzeyinin eksiksiz bir projeksiyonudur. Yüzeydeki, nisbeten büyük şekillere verilmiş isimler de gösterilmektedir
Aşağıdaki dört fotograf Near-Shoemaker sondasının Eros yüzeyine inişi sırasında çektiği resimler olup, Sağ alt köşedeki, araçtan elde edilen son resimdir. Resmin alt kısmındaki, dikey çizgiler içeren bozuk bölge araçla iletişimin kesildiği ana karşılık gelmektedir.

KAYNAK
http://www.catamaranvega.com/
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |

6/1/2008 - KUYRUKLU YILDIZLAR |
KUYRUKLU YILDIZLAR
 |
Güneş sisteminin diğer küçük cisimlerinin aksine, kuyrukluyıldızlar antik çağlardan beri bilinmektedir. Çin kayıtlarına göre Halley kuyrukluyıldızı M.Ö. 240 yılından beri tanınmaktadır.
1995 yılı itibariyle 875 kuyrukluyıldız kataloglanmış ve yörüngeleri (kabaca da olsa) hesaplanmıştır. Bunlardan 184'ü periodik kuyruklu yıldızdır (orbital devirleri 200 seneden az). Mutlaka bunların dışında kalan pekçoğu da periodik kuyrukluyıldızdır, ancak yörüngeleri yeterli hassasiyetle tanımlanamadığından kesinleştirmek mümkün olmamaktadır.
 |
Kuyruklu yıldızlar 'kirli kartopu' ya da 'buzlu çamur topu' olarak anılırlar. Buz (su ve donmuş gazlar)ve (bir nedenle güneş sisteminin oluşumu sırasında gezegenlerde yoğunlaşamamış) kozmik toz karışımından oluşurlar.
Aktif bir kuyrukluyıldız güneşe yaklaştığında belirli bölümleri ayırd edilebilir hale gelir. |
-
Nüve : Nisbeten katı ve stabil olan çekirdek, Su buzu ve diğer donmuş gazlar ve az miktarda kozmik toz ve diğer katı cisimlerden oluşmuştur.
-
Koma : Çekirdekten buharlaşan, su, karbondioksit ve diğer nötr gazların yoğun bir bulutudur. Nüveyi çevreleyen ışık topu şeklinde görülür.
-
Hidrojen Bulutu : Çok büyük (milıyonlarca km) ancak son derece seyrek bir nötr hidrojen zarfı.
-
Toz Kuyruk : 10 milyon km'yi aşan uzunlukta, çekirdekten kaçan gazlarla taşınan miksoskopik toz partiküllerinden oluşmuş duman. Kuyrukluyıldızın, çıplak gözle görülebilen en belirgin özelliğini teşlil eder.
-
İyon Kuyruk : Kuyrukluyıldızın, yüzlerce milyon km'ye varan uzunlukta, güneş rüzgarınla reaksiyon sonucu iyonize olmuş gazlardan oluşan plazma kuyruğudur.
Kuyrukluyıldızlar güneşe yeterince yakın olmadıkça görülmezler. Yörüngeleri oldukça eksantriktir. Bazılarının yörüngesi Pluto'nun birhayli dışına taşar, bunlar birkez görüldükten sonra binlerce yıl boyunca geri dönmezler. Sadece kısa ve orta periyodlu kuyruklu yıldızların (Halley kuyrukluyıldızı gibi) yörüngelerinin en azından önemli bir bölümü, Pluto yörüngesinin içinde kalır.
Kuyrukluyıldızlar, güneş yakınından yüzlerce geçiş sonunda (yaklaşık 500 geçiş sonunda), buz ve gazlarının tamamına yakınını yitirerek asteroidlere benzer bir görünüm kazanırlar (Muhtemelen dünyaya yakın asteroidlerin bazıları ölü kuyrukluyıldızlardır). Yörüngeleri güneşe yaklaşan kuyrukluyıldızların, güneş ya da gezegenlerle çarpışma, ya da oldukça yakın bir geçişle (özellikle Jupiter'e yakın geçerlerse), güneş sistemi dışına atılmaları olasılığı vardır.
Kuyrukluyıldızlar içinde en ünlüsü şüphesiz ki Halley kuyrukluyıldızıdır. Ancak yakın geçmişin anılarından henüz silinmemiş olanlar, 1994 yazında Jupiter'e çarpan SL 9 (Shoemaker-Levy) ve 1997 yılında çıplak gözle doyasıya gözleyebildiğimiz Hale-Bopp olsa gerek. Ve tabi ki en tazesi Ikaye-Zhang kuyrukluyıldızı (2002).
Çoğunlukla meteor yağmurları, dünya bir kuyrukluyıldız yörüngesinden geçerken, kuyrukluyıldızdan arta kalmış kalıntılar nedeniyle oluşur ve bu olay her yıl, doğal olarak aynı tarihlere rastlar. 9-13 Ağustos tarihleri arasında gözlenen Perseid meteor yağmurları, dünyanın Swift-Tuttle kuyrukluyıldızının yörüngesinden geçtiği zamana rastlar. Orinoid meteor yağmurlarının da kaynağı Halley kuyruklu yıldızıdır.
 |
Kuyruluyıldızların çoğu amatör astronomlar tarafından keşfedilmişlerdir. Güneşe yakın olduklarında görünür hale geldiklerinden, günbatımı ardından ya da şafaktan önce gözlenebilirler.
Bu bölümü Halley ve Shomaker-Levy 9 kuyrukluyıldızlarından biraz daha bahsederek bitirmek uygun olur. |
Halley Kuyrukluyıldızı
Edmond Halley 1705 yılında, Newton kanunlarını kullanarak Halley kuyrukluyıldızının 1531, 1607 ve 1758 yıllarında görüldüğünü ve 1758'de tekrar görüleceğini hesapladı. Gerçekten de (ne yazık ki ölümünden sonra) 1758'de tekrar görüldü ve daha sonra Edmund Halley'in onuruna Halley olarak adlandırıldı. Bu bölümün başlığındaki resim Halley'e aittir.
 |
Halley'in Yörünge periyodu yaklaşık 76 senedir, ancak büyük gezegenlerin çekim etkisiyle, ve geçiş sırasında kaybettiği kütle nedeniyle yörüngesinde oluşan değişikliklerden, tekrar görülecegi günleri kesin olarak hesaplamak halen olası değildir. Halley, yakın geçmişte 1910 ve 1986 da görüldü, bir sonraki geçişi ise 2061 yılında olacak. |
Halley'in yörüngesi retrograddır ve ekliptikle 18 derecelik bir açı yapar, ve diğer kuyrukluyıldızlarınki gibi oldukça eksantriktir.
| Halley'in çekirdeği 16 x 8 x 8 km kadar olup, albedosu çok düşüktür (0.03), diğer bir deyişle kömürden daha siyah, güneş sistemindeki en karanlık (koyu renkteki) cisimlerden biridir. Çekirdeğin yoğunluğu da çok azdır (0.1 gm/cm3). Muhtemelen tozdan oluşmuş poröz bir yapıdadır. |
 |
.Büyüklüğü ve iyi tanımlanmış yörüngesi ile diğer kuyruklu yıldızlardan ayrılır.
Shoemaker-Levy 9 Kuyrukluyıldızı
Shoemaker-Levy 9, 1993'de Eugene ve Caroline Shomaker ve David Levy isimli astronomlar tarafından keşfedilmiştir. Keşfinden kısa bir süre sonra, bir önceki (1992 deki) yakın gecişi sırasında en az 21 ayrı parçaya ayrıldığı ve yörüngesinde milyonlarca km boyunca ardarda sıralanmış bu parçaların Jupiter'le çarpışacağı anlaşılmıştır.

Yörüngesinin Jupiter'e çok yakın olması nedeniyle yörünge periyodunu hesaplamak mümkün olmamıştır. Parçalanmadan önce 5-10 km çapında ve parçalandıktan sonra da parçaların en büyüğünün 1-3 km kadar olduğu sanılmaktadır.
| 1994'ün 16 haziran ile 22 Temmuz tarihleri arasında bu parçalar sırayla Jupiterin üst asmosferine çarpmışlar ve olay irili ufaklı pek çok teleskop ve uzay aracı HST ve Galileo uzayaracı tarafından izlenmiş, görüntüler anında internet'te yayınlanmıştır. Bu, bu güne dek gözlemlenebilen ilk astronomik çarpışma olayıdır. |
 |
 |
Çarpışmanın Jupiterdeki etkileri olaydan bir yıl sonrasına kadar gözlemlenebilmiştir. Ganimede ve Callisto üzerinde görülen bir çizgi üzerinde sıralanmış kraterlerin de benzer bir olayla olduğu sanılmaktadır. |
Güneş ziyaretlerini yakın geçmişte yapmış beş kuyrukluyıldızın fotografı
 West (1975) |
 Khoutek (1974) |
 Hale-Bopp (1997) |
 Hyakutake (1996) |
 Ikeya-Zhang (2002)
|
KAYNAK
http://www.catamaranvega.com/ |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |

6/1/2008 - DÜNYA'NIN UYDUSU AY |
DÜNYA'NIN UYDUSU AY
 |
Ay dünyanın tek doğal uydusudur. Dünyadan uzaklığı 384,400 km, çapı 3476 km ve kütlesi 7.35e22 kg.dır. Roma'lılar Luna, eski yunanlılar Selene ve Artemis adını vermişlerdir. Diğer mitolojilerde de değişik pek çok ad verilmiştir.
Gökyüzünde güneşten sonraki en parlak cisimdir. Ay, her ay dünya çevresinde dönerken, Dünya Ay ve Güneş arasındaki açılar değişir ve, bu olay Ay'ın değişik fazlarının oluşmasına yol açar (Sayfa sonundaki hareketli resme bakınız). Yeni Ay'dan bir sonraki yeni Ay'a kadar geçen süre 29.5 gündür (709 saat). Bu süre doğal olarak, Ay'ın rotasyon süresinden çok az da olsa farklıdır (dünya ile birlikte güneş çevresinde hareker ettiğinden dünyaya göre kendi çevresinde dönmesi ile sabit bir noktaya - yıldızlara - göre olan arasında az bir fark oluşur).
Boyutları ve yapısı nedeniyle Ay bazen, teresterial gezegen olarak sınıflandırılır(Merkür, Venüs, Dünya ve Mars'la birlikte). Pluto/Charon gibi Dünya/Ay sistemi de bazı gökbilimcilerce bir çift gezegen olarak kabul edilir.
|
Ay'a ilk kez inen uzay aracı 1959'da Luna2 sovyet uzay aracı olmuştur. Halen insanların ziyaret edebildiği tek uzay cismidir.Ay'a ilk insanlı iniş 20 temmuz 1969'da ve sonuncusu da 1972 aralığında gerçekleşmiştir. Ay, yüzeyinden örnekler toplanarak dünyaya getirilen tek cisim olma özelliğini de halen korumaktadır.
1994 yazında Clementine ve 1999'da da Lunar Prospector uzay araçları aracılığı ile Ay'ın son derece detaylı haritaları elde edilmiştir. |
 |
Hayret verici bir şekilde, Ay'ın ağırlık merkezi, geometrik merkezinden kaçıktır, bu nedenle de Ay'ın dünyaya bakan yüzündeki yer çekimi aksi yüzdeki çekimden daha fazladır. Dünya ile Ay arasındaki çekim kuvvetleri bazı ilginç olaylara neden olur. Bunlardan en belirgini gelgit olayıdır. Dünyanın Ay'a bakan tarafındaki ve tam aksi yüzdeki okyanusta belirgin bir kabarma olur. Dünya kendi çevresinde Ay'ın dündüğünden çok daha hızlı döndüğü için, her iki kabarıklık da dünya çevresini dolaşarak günde iki kez denizlerin çekilip tekrar yükselmesine (gelgite) neden olur. Bu basitleştirilmiş bir modeldir, gelgit olayı özellikle sahillerde çok daha karmaşıktır.
 |
Dünyanın rotasyonu, gelgit kabartısını ay-dünya hattının biraz daha ilerisine taşır. Bu da dünya ve ay arasındaki kuvvetin ay ve dünyanın merkezlerini birleştiren çizginin dışına kaymasına neden olur. Aradaki bu kuvvet Ay'ın dünya çevresinde dönüşünü hızlandırırken, dünyanın da kendi çevresindeki dönüşünü yavaşlatır. Bunun sonucu olarak da günler her yüzyılda 1.5 milisaniye kadar uzar ve A'yın yörüngesi senede 3.8 cm. kadar dünyadan uzaklaşır. |
Ay'ın rotasyonunun senkron olmasından, yani, ayın her zaman aynı yüzünün dünyaya dönük olmasından da bu asimetrik özellikteki çekim kuvveti sorumludur. Bu kuvvet, ayın rotasyonunu yavaşlatarak senkron hale gelmesine neden olmuştur. Aynı şey güneş sistemindeki pek çok uydunun başına gelmiştir. Dünyanın da yavaşlaması ile zaman içinde Ay ve Dünya tıpkı Pluto-Charon ikilisi gibi karşılıklı senkron hale gelecek, ve sonuçta dünyanın da hep aynı yüzü aya bakar hale gelecektir.
Eliptik yürüngesi ve ağırlık merkezinin eksantrikliği nedeniyle ay dünya etrafındaki dönüşü sırasında hafifçe yalpalar, bu sayede arka yüzünün birkaç derecelik bölümü zaman zaman dünyadan görünür (sayfanın sonundaki hareketli resme bakınız). Arka yüzün tamamına yakın bir bölümü 1959' a kadar sır olarak kalmıştı. Ayın arka yüzünün fotografları ilk kez sovyet uzay aracı Luna3 tarafından çekilmiştir. (Not: Ay'ın karanlık yüzü yoktur. Ayın kutuplarındaki derin kraterlerin belli bölgeleri dışında her noktası zamanın yarısında güneş görür. Geçmişte sıkça kullanılan ''karanlık yüz'' terimi bilinmeyen anlamındadır ve artık geçerli değildir.)
Ay'ın atmosferi yoktur. Ancak Clementine uzay aracının bulguları Ay'ın güney kutbundaki, güneş görmeyen bazı derin kraterler içinde su buzu bulunduğunu göstermiştir. Çok yakın zamanda Lunar Prospector uzay aracı da bunu hem güney hem de kuzey kutbu için doğrulamıştır.
Ay'ın kabuğu oralama 68km. kalınlıktadır. Kabuk kalınlığı Mare Crisium tabanında 0'dan arka yüzde, Korolev karteri Kuzeyinde, 107 km'ye kadar değişiklikler gösterir. Genelde ön yüzde daha incedir. Kabuğun altında Magma tabakası ve altında muhtemelen küçük bir çekirdek (kabaca 340 km çapında ve Ay kütlesinin %2'si kadar) bulunur. Dünyadakinin aksine Ay'ın magma tabakasının ancak bir bölümü erimiş haldedir. Ay'ın ağırlık merkezi, geometrik merkezinden, 2 km kadar dünya tarafına yakındır.
 |
Ay yüzeyi, yüzey şekline göre iki ana sınıfta toplanır: Çok sayıda ve sık kraterlerle karakterize, oluşumu çok eski dağlık bölgeler ve nispeten düz, ve daha genç maria bölgeleri. Ay yüzeyinin %16'sını oluşturan bu kuru denizler içleri daha sonradan magma ile dolmuş çok büyük kraterlerdir. Yüzeyin büyük bölümü regolith adı verilen meteor çarpmaları sonu oluşmuş toz, taş ve kayalarla kaplıdır. (not : ay yüzeyündeki daha koyu olarak gözüken ve çoğunluğu Ay'ın ön yüzünde bulunan bu düzlükler, çok eskiden beri deniz anlamına gelen mare adıyla anılırlar. Maria sözcüğü mare'nin çoğuludur) |
Ön yüzdeki kraterlerin büyük bölümüne, bilim tarihinin önemli kişiliklerinin isimleri verilmiştir (Tyco, Copernicus, Ptolemaeus gibi). Arka yüzdeki şekilllere ise daha güncel isimler verilmiştir (Apollo, Gagarin, Korolev gibi. Bu yüz ilk kez sovyet araçlarınca görüntülendiğinden isimlerin çoğu da rusça kökenlidir)
Aşağıdaki şekil Ay yüzeyinin eksiksiz bir projeksiyonudur. Şeklin orta bölgesi dünyaya bakan yüz, sağ ve sol bölümler ise arka yüzü göstermektedir.
Ay'dan Apollo ve Luna uzay programlarıyla dünyaya 382 kg. kaya örneği getirilmiştir. 20 sene sonra hala incelenmekte olan bu örneklerden, ayın yapısı ve geçmişi hakkındaki bilgilerimizin büyük bir bölümü elde edilmiştir. Örneklerin büyük çoğunluğunun 4.6 ila 3 milyar yaşında olduğu anlaşılmıştır. Oysa dünyada 3 milyardan daha yaşlı örnekler bulmak hayli zordur. Bu örnekler, güneş sisteminin, dünyanın ve ayın oluşumu hakkında önemli ipuçları içermektedir.
Ay taşı örneklerinden önce, Ay'ın oluşumu hakkında bir fikir birliği yoktu. Üç ayrı teori ileri sürülüyordu. Ay ve dünyanın aynı zamanda solar nebuladan oluştukları, Ay'ın dünyadan kopan bir parçayla oluştuğu ya da Ay'ın başka bir yerden gelip dünyanın çekimine kapıldığı ileri sürülmekteydi. Ay taşlarının incelenmesinden sonra ise, en çok kabul gören senaryo, en az Mars büyüklügünde bir cismin dünyaya çarparak Ay'ı dünyadan kopardığı şeklindedir.
Ayın bir küresel manyetik alanı yoktur. Ancak yüzeydeki kayalardan bazılarının manyetik özelliği, bir zamanlar ayın da global manyetik alanı olduğu düşüncesini desteklemektedir.
| Yandaki hareketli resim Ay'ın fazlarını ve, yörüngesinin eliptikliğinden oluşan yalpalama hareketini belirgin olarak göstermektedir. Hareketli resim gerçek fotograf serilerini biraraya getirerek hazırlanmıştır. |
 |
KAYNAK
http://www.catamaranvega.com/
TEŞEKKÜRLER KORHAN ABİMİZ |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |

6/1/2008 - NEPTÜN |
NEPTÜN
 |
Roma mitolojisinde Neptün (eski yunan : Poseidon) deniz tanrısıdır.
Uranüs'ün keşfinden sonra, yörüngesinin Newton kanunlarına uymadığı farkedilmiş ve buna, daha uzak bir gezegenin çekiminin neden olduğu düşünülmüştür. Adams ve Le Verrier birbirlerinden bağımsız olarak, Jupiter Satürn ve Uranüs'ün orbital hareketlerinden bu bilinmeyen gezegenin yörüngesini hesaplamışlardır. Ve nihayet 1846'da Galle ve d'Arrest tarafından Neptün keşfedilmiştir.
Keşfinden 2 yüzyılı aşkın bir süre önce 1613'de Neptün, Jupiter'e yakın bir konumda iken Galileo tarafından gözlemlenmiş, ancak bir yıldız olarak değerlendirilmiştir.
Sistemin 8. ve Gaz Devleri'nin en dış gezegenidir. ekvatorundaki çevresi 49,500 km.dir (içine 60 dünya sığacak büyüklükte). Bir Neptün yılı 165 dünya yılına eşittir. Bir Neptün günü ise 16 saat 6.7 dakika kadardır. Pluto'nun yörüngesi çok eksantrik olup bazen Neptün'ün yörüngesini keser. Bu durumda Neptün birkaç yıl boyunca güneş'e en uzak gezegen konumunda olur.
 |
Neptün'ün yapısı muhtemelen Uranüs'e benzer. Çapı, kütlesi, rotasyon süresi, çekim alanının şekli ve hidrojen helyum ve suyun yüksek basınç altındaki davranışı bize Neptün'ün iç yapısı hakkında fikir verir.Neptün'ün dış zarfı, moleküler hidrojen, helyum ve metandan oluşur (2 dünya kütlesinde). Bunun altındaki katman yüksek basınç altındaki, bolca su, metan, amonyak ve diğer elementlerden oluşmuştur (10-15 dünya kütlesinde). En derinde de kaya ve buz dan oluşmuş çekirdeği vardır (1 dünya kütlesinden az). |
Jupiter ve Satürn gibi Neptün'ün de bir iç enerji kaynağı vardır. Güneşden aldığından iki kat fazla enerji yayar.
 |
Atmosferi büyük oranda hidrojen, helyum ve az miktarda metan içerir. Mavi rengi metandan dolayıdır (metan kırmızı ışığı absorbe eder).Diğer gaz gezegenleri gibi Neptün'de de enlemlere paralel rüzgar bantları bulunur. Güneş sisteminin en hızlı rüzgarları Neptün'dedir, hızları yer yer 2000 km/saat'i aşar. |
| Voyager uzay aracı ile buluşması sırasında Neptün atmosferindeki en baskın özellik, güney yarıküresinde görülen Büyük Koyu Leke idi (sağda). Çevresinde parlak beyaz bulutların da olduğu bu lekeyi Neptün rüzgarları saatte 1000 km.'yi aşan bir hızla batıya taşıyordu. Atmosferin aşağı tabakalarından bir kabarma olarak değerlendirilen bu lekenin nasıl oluştuğu bilinmemektedir. |
 |
 |
Hubble gözlemleri (solda) 1994 de Büyük Koyu Lekenin kaybolduğunu gşstermiş ve birkaç ay sonra da bu kez kuzey yarıkürede yeni bir lekenin oluştuğunu gözlemlemiştir. Muhtemelen bulutların alt ve üst bölgeleri arasındaki ısı farkları Neptün atmosferinde çok hızlı değişimlere neden olmaktadır. |
| Sağdaki resimde Sirrüs benzeri bulut oluşumları görülmektedir. Bu parlak beyaz bulutların gölgesi 50 km. aşagıdaki mavi bulut tabakası üzerine düşmekte. Güneşin aydınlattığı, çizgiler halindeki bu beyaz bulutların genişlikleri 50 - 160 km. arasında değişmekte ve uzunukları binlerce km.'yi aşmaktadır. |
 |
 |
Bu resim, Büyük Koyu Leke'nin güneyinde oluşmuş Küçük Koyu Leke'yi göstermektedir. Bu koyu leke içindeki spiral beyaz bulutlarıyla, Neptün atmosferindeki bir fırtınayı göstermektedir. |
| Neptün'ün de halkaları vardır. Dünyadan yapılan gözlemlerde yay parçaları halinde gözüken bu halkaların tam olduğu Voyager2 tarafından gösterilmiştir. Halkalardan birinin (sağda) şaşırtıcı şekilde, birbiri üzerine sarılarak helezon oluşturan iki halkadan oluştuğu görülmüştür. Halkalar oldukça koyu renkte olup içerikleri tahminden öteye geçmemektedir. |
 |
Neptün'ün manyetik alanı da Uranüs'ünki gibi eksenden farklı bir açıdadır. İç katmanlarındaki iletken maddenin hareketiyle oluştuğu sanılmaktadır.
Gece nereye bakacağınızı bilirseniz iyi bir dürbünle Neptün görülebilir. Ancak minik bir diskden farklı birşey görmek işterseniz gelişmiş bir teleskopa ihtiyaç vardır.
Neptün'ün bilinen 8 uydusu vardır (Triton ve 7 küçük uydu).
 |
Solda Hubble Uzay Teleskopu ile elde edilmiş gerçek renklerinde Neptün ve uydularından en büyüğü olan Triton'un resmini görmektesiniz. Neptün atmosferindeki bulut bantları da belirgin şekilde gözükmekte. |
(Gezegenlerin uyduları bölümüne bakınız.)
| Neptün Sayısal Değerler |
| Kâşif |
Johann Gotfried Galle |
| Keşfedildiği tarih |
23 Eylül 1846 |
| Kütle (kg) |
1.024e+26 |
| Kütle (Dünya = 1) |
1.7135e+01 |
| Ekvatoryal yarıçap (km) |
24,746 |
| Ekvatoryal yarıçap (Dünya = 1) |
3.8799e+00 |
| Ort. Yoğunluk (gm/cm^3) |
1.64 |
| Ort. Güneşden uzaklık (km) |
4,504,300,000 |
| Ort. Güneşden uzaklık (Dünya = 1) |
30.0611 |
| Rotasyon süresi (saat) |
16.11 |
| Orbital periyod (yıl) |
164.79 |
| Ort. Orbital hız (km/sn) |
5.45 |
| Orbital eksantriklik |
0.0097 |
| Eksen eğimi (derece) |
28.31 |
| Orbital eğim (derece) |
1.774 |
| Ekvatoryal yer çekimi (m/sn^2) |
11.0 |
| Ekvatoryal kaçış hızı (km/sn) |
23.50 |
| Görünür geometrik beyazlık |
0.41 |
| Magnitude (Vo) |
7.84 |
| Ort. bulut ısısı |
-193 to -153°C |
| Atmosferik basınç (bar) |
1-3 |
| Atmosferik bileşimi
Hidrojen
Helyum
Metan |
85% 13% 2% |
KAYNAK
http://www.catamaranvega.com/ |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |

6/1/2008 - URANÜS |
URANÜS
 |
Uranüs, güneşten uzaklığına göre 7. gezegendir. Büyüklük sıralamasında 3. gelir. Çapı Neptün'den büyük ancak kütlesi daha azdır.
Eski Yunanda, Uranüs cennetin tanrısıdır. Cronus (Satürn), Cyclopedes ve Titan'ın da babası olan Gaia'nın oğludur (Olimpos'da oturan tanrıların ataları).
Modern çağlarda keşfedilen ilk gezegendir. 13 Mart 1781'de William Herschel tarafından keşfedilmiştir. Daha önce de pek çok defa görülmüş ama bir yıldız olarak değerlendirilmiştir. 'Uranüs' adı Bode tarafından teklif edilmiş ancak 1850 li yıllardan sonra yagın olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Uranüs'ü 24 Ocak 1986'da Voyager2 uzay aracı ziyaret etmiştir.
Gezegenlerin çoğunun kendi çevrelerindeki dönüş ekseni yaklaşık olarak ekliptik düzleme diktir. Oysa Uranüs'ün ekseni, bu düzleme neredeyse paraleldir.Voyager2'nin geçişi sırasında Uranüs'ün güney kutbu güneşe bakmaktaydı. Gerçi böyle bir eksen eğimiyle hangi kutbun güney hangisinin kuzey olduğunu söyleyebilmek zordur.
Uranüs temel olarak kaya ve değişik buzlardan oluşmuştur, kütlenin geri kalanını (%15'ini) hidrojen ve az miktarda Helyum teşkil eder. Uranüs, Jupiter ve Satün'den daha çok onların çekirdeklerine benzer, ancak sıvı metalik hidrojen içermez (Neptün için de durum aynıdır).
Uranüs atmosferi %83 hidrojen, %15 helyum ve %2 metan'dan oluşur.
 |
Diğer gaz gezegenlerde olduğu gibi, Uranüs'ün de enlemleri boyunca uzanan ve hızlı hareket eden bulut bantları vardır. Bu bantlar çok belirsizdirler, ancak Voyager2 'nin gönderdiği resimlerin bilgisayar analizleri ile gösterilebilmişlerdir (solda). Son zamanlarda Hubble Uzay teleskopu ile daha belirgin resimler alınabilmiş ve atmosfer hareketleri gözlenebilmiştir. Şimdi güneş ışınları kutuplardan daha aşağı enlemlere dik geldiğinden mevsimsel atmosfer hareketlerinin de arttığı bu nedenle daha iyi gözlemler yapıldığı gerçektir. 2007 yılında güneş ışınları Uranüs ekvatoruna dik gelecektir. |
Gezegenin mavi rengi, kırmızı ışığın atmosferin üst tabakalarındaki metan tarafından emilmesi sonucudur. Jupiter'deki gibi renkli bantların bulunması olasıdır, ancak bu metan tabakası tarafından perdelenmektedir.
 |
Diğer gaz gezegenlerde olduğu gibi Uranüs'ün de halkaları vardır. Satürn halkaları gibi parlak olmamalarına karşın, onlar gibi 10 m. çap ile toz zerrecikleri arasında değişen büyüklüklerde parçacıklardan oluşmuşlardır. Soldaki resim Voyager2 tarafından 96 sn.lik bir pozlandırma ile elde edilmiştir. Daha önceden bilinen halkalar yanında parlak toz halkalarını da göstermektedir. (Kısa çizgiler - uzun pozlama nedeniyle - yıldızların izleridir) |
Voyager2, bilinen 5 uydu yanında, 10 yeni küçük uydu daha keşfetmiştir. Halkalar arasında daha pek çok küçük uydunun bulunması olasıdır.
Uranüs'ün manyetik alanı garip bir şekilde gezegenin ekseninden 60 derece kadar farklı konumdadır. Bu da eksendeki anormal yatıklığın bir çarpışma sonucu olduğu, gezegenin ekseninin çekirdeğinin dönüş ekseninden daha fazla etkilendiği şeklinde düşüncelere yol açmaktadır.
Uranüs, çok berrak ve karanlık gecelerde çıplak gözle belli belirsiz, bir dürbünle ise rahatlıkla görülebilir (Tabi nereye bakmak gerektiğini biliyorsanız.).
20 tane isimlendirilmiş ve bir de yeni keşfedilmiş ve resmen isimlendirilmemiş uydusu vardır.(Uyduları için; Gezegenlerin uyduları bölümüne bakınız.)
| Uranüs Sayısal Değerler |
| Kâşif |
William Herschel |
| Keşfedildiği yıl |
1781 |
| Kütle (kg) |
8.686e+25 |
| Kütle (Dünya = 1) |
1.4535e+01 |
| Ekvatoryal yarıçap (km) |
25,559 |
| Ekvatoryal yarıçap (Dünya = 1) |
4.0074 |
| Ort. Yoğunluk (gm/cm^3) |
1.29 |
| Ort. Güneşden uzaklık (km) |
2,870,990,000 |
| Ort. Güneşden uzaklık (Dünya = 1) |
19.1914 |
| Rotasyon süresi (saat) |
-17.9 |
| Orbital periyod (yıl) |
84.01 |
| Ort. Orbital hız (km/sn) |
6.81 |
| Orbital eksantriklik |
0.0461 |
| Eksen eğimi (derece) |
97.86 |
| Orbital eğim (derece) |
0.774 |
| Ekvatoryal yer çekimi (m/sn^2) |
7.77 |
| Ekvatoryal kaçış hızı (km/sn) |
21.30 |
| Görünür geometrik beyazlık |
0.51 |
| Magnitude (Vo) |
5.52 |
| Ort. bulut ısısı |
-193°C |
| Atmosferik basınç (bar) |
1.2 |
| Atmosferik bileşimi
Hidrojen
Helyum
Metan |
83% 15% 2% |
KAYNAK
http://www.catamaranvega.com/
TEŞEKKÜRLER KORHAN ABİMİZ |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |

6/1/2008 - SATÜRN |
SATÜRN
 |
Satürn, sistemin 6. gezegenidir ve Jupiter'den sonra, 119,000 km. ekvatoryal çevresiyle en büyük 2. gezegendir.
Roma mitolojisinde Satürn tarım tanrısıdır, Satürn'ün Yunan mitolojisindeki karşılığı Cronus, Uranüs ve Gaia'nın oğlu ve Zeus'un babasıdır.
Satürn Tarih öncesi çağlardan beri bilinmektedir. Teleskopla ilk kez 1610'da Galileo gözlemiş, halkaları nedeniyle garip olan görüntüsünü not etmiş, ancak kafası birhayli karışmıştır.
 |
Birkaç yılda bir dünyanın yörüngesi, Satürn'ün halkalarının bulunduğu düzlemden geçer, bu da Satürn'ün dünyadan görüntüsünü dramatik ölçüde etkiler. 1695'da Chistian Huygens'in, halkaların geometrisini açıklamasına kadar bu görünüm değişikliklerinin nedeni açıklanamamıştır. 1977' de Uranüs'ün, kısa bir süre sonra da Jupiter ve Neptün'ün halkaları keşfedilene kadar, halkaların sadece Satürn'e özel olduğu sanılmaktaydı. |
Satürn'ü ilk kez 1979'da Pioneer11 ziyaret etmiş, bunu Voyager1 ve Voyager2 takibetmiştir. Cassini uzay aracı halen yoldadır ve Satürn'e 2004'de varacaktır.
Satürn yoğunluğu en az olan gezegendir (0.69 gm/cm3 ile sudan az). Kutupları belirgin şekilde basık olup oblik bir görünüm sunar. Bunun nedeni, kendi çevresindeki dönüşünün çok hızlı olması ve bir gaz gezegeni olmasından kaynaklanır. Diğer gaz gezegenleri de (Satürn kadar olmasa da) oblikdirler.
Jupiter gibi Satürn de %75 hidrojen, %25 helyum ve eser oranlarda su, metan, amonyak ve kayadan oluşmuştur. Satürn'ün iç yapısı da aynen Jupitere benzer (kaya bir nüve üzerinde sıvı metalik hidrojen katmanı ve sıvıdan gaza doğru değişen moleküler hidrojen katmanı. Çekirdekte sıcaklık 12,000 Kelvin kadardır ve Satürn de güneşten aldığından daha fazla enerjiyi çevreye yayar. Bu enerji Jupiter'de olduğu gibi Kelvin-Helmholtz mekanizmasıyla oluşur. Ancak bu mekanizma Satürn'ün parlaklığını açıklamak için yeterli değildir. Başka ek mekanizmalar belki de Satürn'ün derinliklerinde helyumun dışa doğru yağması buna neden olmaktadır.
Jupiter'de çok belirgin olan bantlar, Satürn'de de vardır ancak daha silik ve ekvatoryal bölgede daha kalındırlar. Bulut hareketleri ve üst atmosferin detaylarını dünyadan gözlemek mümkün olamamıştır, bu nedenle Voyager'ın ziyaretine kadar Satürn'ün atmosferik sirkülasyonu hakkında bilgi edinilememiştir. Jupiter'deki kırmızı noktaya benzer oluşumlar , Satürn'de de saptanmıştır. Hubble Uzay teleskopu 1990'da, Vovager'ın ziyareti sırasında mevcut olmayan, ekvator bölgesindeöok büyük bir beyaz bulut oluşumu saptamıştır.1994'de de daha küçük çapta bir fırtına görülmüştür.
 |
Satürn'ün en belirgin özelliği halkalarıdır. Parlak halkalardan ikisi A ve B, ve daha soluk halkalardan C dünyadan gözlemlenebilir. A ve B halkaları arasındaki boşluk Cassini bölgesi, A halkasının dışındaki belirsiz boşluk ise Encke bölgesi olarak isimlendirilir. Voyagerin gönderdiği resimlerde Bu halkalara ek 4 halka daha saptanmıştır. |
Halkalar dünyadan tek parça halinde görünseler de, bağımsız yörüngelere sahip sayısız küçük cisimden (kayalar ve buz kütleleri) oluşmuşlardır. Cisimlerin boyutu genelde santimetreden birkaç metreye kadar değişir, ancak daha nadir olsa da kilometre boyutunda cisimler de söz konusudur.
Satürn halkaları olağanüstü incedirler, çapları 250,000 km'ye varırken kalınlıkları ancak 1 km. kadardır.
İlk kez amatör astronomlar tarafından bildirilen, halkalardaki radyal çizgiler (inhomojeniteler), Vovager uzay aracı tarafından da tespit edilmiştir. Satürn'ün manyetik alanının halkalar üzerindeki etkisi olarak değerlendirilmektedir.
 |
Satürn'ün en dış halkası olan F halkasının yapısı birhayli karmaşıktır. Birden fazla halkanın yeryer biribiriyle düğüm yaptığı, bazı yerlerde birbirine sarılarak bir sarmal oluşturduğu Voyager1 aracı tarafından izlenmiştir (solda). Ancak bu durum Voyager2 aracının gönderdiği resimlerde saptanamamıştır. Voyager2'nin izlediği F halkası bölümlerinde halkalar birbirine paraleldir. |
| Voyager2'nin gönderdiği sağdaki resim özel bilgisayar teknikleriyle suni olarak renklendirilmiştir. Renk farkları, halkaların bir bölümünden diğerine kimyasal kompozisyon farklılıklarını göstermektedir.C halkasının ve Cassini bölgesinin önceden bilinen mavi rengine ek olarak, B halkasının iç ve dış bölgeleri farklı renklerde görülmekte, Bu iki bölge arasında radyal çizgiler gözlenebilmekte ve A halkası bambaşka bir renkte görülmektedir. |
 |
Satürn'ün aylarıyla halkaları arasında komplex gel-git rezonansları vardır. Çobanlık yapan uydular da denen (shepherding sattelites) Atlas, Promete ve Pandora, halkaların yerlerini muhafaza edebilmeleri için son derece önemlidir.Uydulardan Mimas, Cassini bölgesinin boş kalmasından sorumludur. Diğer uyduların da halkalar üzerinde önemli etkileri vardır. Halkalar ve uydular sistemi çok karmaşık olup henüz tam anlamıyla anlaşılamamıştır.
Satürn ve diğer Jovian gezegenlerin halkalarının orijini bilinmemektedir. Başlangıçtan beri var olabilecekleri gibi, uyduların parçalanmasıyla da oluşmuş olabilirler.
 |
Diğer Jovian gezegenler gibi Satürn'ün de belirgin bir manyetik alanı vardır. Soldaki resim Hubble Uzay Teleskop'u tarafından elde edilmiş Ultraviole Satürn fotografıdır. Kuzey kutbunda manyetik alan sonucu oluşmus Aurora perdesi görülmektedir.Bulutlardan 2000 km. yükseğe kadar ulaşan bu aurora Hubble'ın gözlediği iki saat boyunca hem büyüklük hem de parlaklık değişiklikleri göstermiştir. |
Satürn gazları uzak-ultraviole dalgalarında ışıdıklarından, bu dalga boyları da dünya atmosferince absorbe edildiğinden Satürn Aurora'sı sadece uzaydan gözlenebilmektedir.
| Voyager1 Satürn'le buluşup, onu terk ettikten sonra 5,000,000 km. kadar uzaktan bu fotografı çekmiştir. Bu dünyadan hiçbir zaman göremiyeceğimiz bir Satürn'dür. Satürn'e göre her zaman güneşe çok daha yakın olduğumuzdan Satürn'ün sadece aydınlık yüzünü görebilmekteyiz. Satürn'ün karanlık yüzü ve özellikle halkalar üzerindeki gölgesi pek hoş değil mi?... |
 |
Gece gökyüzünde Satürn çıplak gözle kolayca görülür. Küçük bir teleskopla halkalarını da görmek mümkündür.
Satürn'ün 18 tane isimlendirilmiş ve yakın zamanda bulunmuş ve henüz resmen isimlendirilmemiş 12 uydusu, toplam 30 uydusu vardır. (Gezegenlerin uyduları bölümüne bakınız)
| Satürn Sayısal Değerler |
| Kütle (kg) |
5.688e+26 |
| Kütle (Dünya = 1) |
9.5181e+01 |
| Ekvatoryal yarıçap (km) |
60,268 |
| Ekvatoryal yarıçap (Dünya = 1) |
9.4494e+00 |
| Ort. Yoğunluk (gm/cm^3) |
0.69 |
| Ort. Güneşden uzaklık (km) |
1,429,400,000 |
| Ort. Güneşden uzaklık (Dünya = 1) |
9.5388 |
| Rotasyon süresi (saat) |
10.233 |
| Orbital periyod (yıl) |
29.458 |
| Ort. Orbital hız (km/sn) |
9.67 |
| Orbital eksantriklik |
0.0560 |
| Eksen eğimi (derece) |
25.33 |
| Orbital eğim (derece) |
2.488 |
| Ekvatoryal yer çekimi (m/sn^2) |
9.05 |
| Ekvatoryal kaçış hızı (km/sn) |
35.49 |
| Görünür geometrik beyazlık |
0.47 |
| Magnitude (Vo) |
0.67 |
| Ort. bulut ısısı |
-125°C |
| Atmosferik basınç (bar) |
1.4 |
| Atmosferik bileşimi
Hidrojen
Helyum |
97% 3% |
KAYNAK
http://www.catamaranvega.com/
TEŞEKKÜRLER KORHAN SÖKMEN ABİMİZ. |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |

6/1/2008 - JÜPİTER |
JUPİTER
 |
Jupiter, sistemin beşinci ve en büyük gezegenidir. Kütlesi bütün diğer gezegenlerin toplamından 2 kat fazladır. 1.9 x 1027 kg kütlesi ve 142,800 kilometre ekvator çevresiyle dev bir gezegendir. Zaman zaman Mars'ın parlaklığı Jupiteri geçse de, Güneş, Ay ve Venüs'den sonra gökyüzünün 4. en parlak cismidir.
Tanrıların kıralı Jupiter'den alır ismini (yunan : Zeus). Zeus, Kronus'un (Satürn) oğludur. Tarih öncesi çağlardan beri tanınmaktadır. Dört büyük uydusu Io, Europa, Ganimede ve Castillo 1610 yılında Galileo tarafından keşfedilmiş (Galilean uydular olarak da adlandırılırlar) ve dünya çevresinde dönmediği kesinleşen ilk cisimler olarak Kopernik'in güneş merkezli evren modeli lehine değerlendirilmişlerdir.
Jupiter ilk kez 1973'de Pioneer10 ve sonra da sırasıyla Pioneer11, Voyager1, Voyager2, Ulysses ve Galileo uzay araçları tarafından ziyaret edilmiştir. Galileo halen Jupiter çevresindeki yöründesinde olup en azından 2 yıl daha bilgi göndemeye devam edecektir.
 |
Gaz gezegenler, katı bir yüzeye sahip değildirler. Gazdan yapıları derinlikle yoğunluk kazanır. 1 atmosfer basınca eşit olan düzey gezegenin yüzeyi olarak kabul edilir. Bu gezegenlere bakarken gördüğümüz, atmosferlerinin (1 atmosfer seviyesinin hemen üzerindeki) en yüksek bulutlarıdır. . |
Jupiter hacmen %90'ı hidrojen, %10'u helyumdan, kütlesel olarak da %75'i hidrojen, %25'i helyumdan (eser oranlarda metan su amonyum ve kayadan) oluşmuştur. Bu bileşim güneş sisteminin oluşumundan önceki solar nebulanın bileşimine çok yakındır. Satürn de benzer bir bileşime sahip olmakla birlikte hidrojen ve helyum daha azdır.
İç yapısı hakkındaki bilgilerimiz büyük oranda dolaylı edinilmiş bilgilerdir. Galileo'nun atmosferik sondasının verdiği bilgiler, Tepe bulutlarından ancak 150 km. daha aşağıdaki seviyelere kadar olmuştur.
Muhtemelen 10-15 dünya kütlesinde bir çekirdeği, üzerinde gezegenin ana kütlesini oluşturan, sıvı metalik halde hidrojen, sonra moleküler sıvı hidrojen ve daha yukarılarda gaz atmosfer. Hidrojenin iyonize proton ve elektronlardan oluşmuş bu egzotik formu 4 milyon barı geçen basınçlar altında söz konusu olmaktadır. Anlaşılacağı gibi Jupiterin iç hidrojeni gaz değil sıvı haldedir, elektriksel olarak iletkendir ve Jupiterin manyetik alanının kaynağıdır. Bu katman muhtemelen helyum da içermektedir.
Bunun dışındaki katman ise derinlerde sıvı halde, daha dış kısımlara ulaştıkça da gaz halinde normal moleküler hidrojen ve helyumdan oluşmaktadır. Bizim görebildiğimiz atmosfer bu son kalın katmanın en tepe bölgesinden ibarettir.
Yakın zamanda yapılan deneylerin sonuçlarına bakılırsa, hidrojen ani olarak faz değiştirmemektedir. Bundan, Jupiterin ve diğer gaz gezegenlerin değişik katmanları arasında belirgin bir sınır olmadığı anlaşılır. Aşağıdaki resim daha açıklayıcı olabilir.
 |
- En dış katman moleküler hidrojen'e karşılık gelir. Üst bölgelerinde gaz derin bölgelerinde sıvı haldedir.
- 10,000 km derinikte basınç 1 milyon bar'a ve ısı 6,000 Kelvin'e ulaşır ve hidrojen sıvımetalik faza dönüşür. Bu fazda Hidrojen atomları parçalanarak güneşin içindeki gibi ionize proton ve elektronlar halindedir. (en kalın katman)
- Üçüncü katman yüksek basınç ve ısı altınaki su, amonyak ve metandan oluşan koyu çorba kıyamında buzdan oluşmaktadır.
- En derinde de 10-15 dünya kütlesinde kaya ya da buzsu-kaya çekirdek bulunmaktadır
|
| Atmosferin üst bölgelerinde üç farklı bulut tabakası olduğuna inanılmaktadır. Amonyak buzu bulutları, amonyumhidrosülfid bulutları ve su buzu bulutları. Ancak Galileo sondası bulutlar hakkinda belirgin olmayan sonuçlar göndermiştir (Sondalardan ilki en üst bölge hakkında bilgi verirken ikincisi biraz daha alçak bölge verilerini göndermiştir). Sondalar, ayrıca, atmosferin beklenenden çok daha az miktarlarda su içerdiğini göstermiştir. Şaşırtıcı olan bir diğer konu da sıcaklığın ve yoğunluğun beklenenden yüksek bulunmasıdır. Sonuçların, beklenenden farklı olması, sondaların atmosfere giriş notalarının (sağda) olağan dışı olmasına, giriş noktasının en sıcak ve bulutsuz bir bölgeye rastlamasına bağlanmıştır. |
 |
 |
Jupiter ve diğer gaz gezegenlerin üst atmosferleri, enlemleri boyunca kalın bantlar halinde birbirlerinden ayrılan çok hızlı rüzgarlarla karakterizedir. Birbirine komşu bantların rüzgarları aksi yündedir. Bantlar arasında renk değişikliğinin nedeni olarak minimal kimyasal farklılıklar ve ısı farklılıkları gösterilmektedir. Açık renkli bantlar zone (bölge,kuşak), koyu renkli bantlar ise belt (kemer) olarak adlandırılır. Jupiterin bantları uzun zamandan beri bilinmektedir, ancak bantlar arasındaki girdaplar ilk kez Voyager uzay aracı tarafından görüntülenmiştir. |
Galileo Sondası bantların hızının beklenenden çok yüksek olduğunu, saatte 650 km.'yi aştığını ve sondanın gözlem yapabildiği derinliğe kadar da aynen devam ettiğini göstermiştir. Bu rüzgarlar binlerce km derinliklere kadar ulaşıyor da olabilir. Jupiter atmosferinin aynı zamanda yoğun türbülanslar içerdiği de anlaşılmıştır. Rüzgarların, dünyadaki gibi güneşin etkisiyle değil, Jupiterin iç ısısından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Bulutların canlı renklerinin nedeni muhtemelen atmosferde eser miktarlarda bulunan elementler arasındaki kimyasal reaksiyonlardır. Belki de bundan, bileşimleri farklı renklere sahip olan kükürt sorumludur. Henüz bu olayın detayları bilinmemektedir. Renkler bulutların yükseklikleri ile de ilişkilidir. Alçak bulutlardan yüksek bulutlara doğru sıralarsak, en aşağıdakiler mavi, sonra kahverengi, beyaz ve en yüksektekiler de kırmızı bulutlardır. Bazen aşağıdaki bulutlar, üsttekiler arasında oluşan deliklerden görülürler.
| Büyük Kırmızı Nokta (GRS, Great Red Spot) üçyüz yıldan fazla bir zamandan beri astronomlar tarafından gözlenmektedir.(İlk farkeden Cassini ya da Robert Hook - 17.Yüzyıl). GRS 12,000 km'ye 25,000 km boyutlarında, iki adet dünyayı içine alabilecek büyüklükte oval bir lekedir. Bulut tepeleri çevreden beligin şekilde daha yüksek ve soğuk olan bu bölgenin, kendi etrafındaki dönüş yönünden, bir yüksek basınç alanı olduğu anlaşılmaktadır.Benzer yapılar Satürn ve Neptünde de görülmüştür. Böyle bir oluşumun bu kadar uzun zamandan beri varlığını sürdürebilmesinin nedenleri henüz bilinmemektedir. |
 |
Jupiter Güneşden aldığından daha fazla enerji yayar. İç kısımları oldukça sıcaktır. Çekirdeği muhtemelen 20,000 Kelvin civarındadır. Isı yerçekimine bağlı olarak, gezegenin yavaş sıkışması sonucu oluşur (Kelvin-Helmholtz mekanizması). Jupiter, güneşte olduğu gibi nükleer füzyonla ısı oluşturmaz, sıcaklık ve basınç nükleer reaksiyonları tetikleyebilecek düzeyde değildir. Oluşan ısı jupiterin sıvı katmanlarında konveksiyona neden olur. Atmosferdeki bulut hareketliliğinin nedeni olarak bu konveksiyon akımları gösterilmektedir.
Jupiterin çapı, bir gaz gezegeninin olabileceği en büyük çapa yakındır. Jupiterin kütlesini arttıracak şekilde madde ilave edilebilse çapının değişmediği ya da çok az büyüdüğü görülürdü. Bir yıldızın daha büyük olabilmesinin nedeni, çekirdeğindeki nükleer reaksiyondur. Jupiterin bir yıldız olabilmesi için kütlesinin 80 kat daha büyük olması gerekirdi.
|


|
Jupiterin muazzam büyüklükte bir manyetik alanı vardır. Jupiter manyetosferi 650 milyon km.'den öteye uzanır, aylarını içine alır, dahası Satürn'ün yörüngesini aşar. Io'daki aktivitenin bir bölümü kısmen de olsa, bu manyetik alana bağlanır. Yandaki 1. görüntü, Cassini uzay aracındaki iyon ve nötr kütle spektrometresiyle elde edilmiştir ve Jupiter'in muazzam manyetik alanını göstermektedir.
Soldaki resimde Jupiterin kuzey kutbunu bir kement gibi çevreleyen , ve floresan gibi ışıldayan bir gaz perdesi görülmekte. Bu gezegenin kuvvetli manyetik alanıyla oluşan aurora'dır. Tıpkı dünyadaki kuzey ışıkları gibi ama çok daha kuvvetli ve büyük. (Aurora, yüksek enerjili elektronların manyetik alan içindeki akımı sırasında atmosferik gazları iyonize ederek parlamalarına neden olmasından kaynaklanır.) |
| Satürn gibi Jupiterin de halkaları vardır, ancak çok daha küçük ve solukturlar.Voyager 1 Jupiter'i ziyaret edene dek hiç kimse halkaları olacağını beklemiyordu. O zamandan beri, infrared teleskoplarla hem yeryüzünden hem de Galileo aracından pek çok görüntü elde edildi. Jupiter halkaları, Satürn'ünkilerin tersine oldukça karanlıktır, kaya menşeli olduğu, buz içermediği düşünülmektedir. |
 |
1994 Temmuzunda Shomaker-Levy 9 kuyruklu yıldızı Jupiterle çarpıştı. Astronomik anlamda bile çok sık rastlanamayacak bu olay amatör teleskoplarla dahi izlenebildi. Hubble Uzay Teleskopu ile bir yıl sonrasına kadar olayın etkileri (kalıntıları) takip edilebildi. (Kuyruklu yıldızlar bölümüne bakınız)
Geceleyin Jupiter Venüs'den sonra en parlak gezegendir. Galilean uyduları iyi bir dürbünle görülebilir. Bilinen 28 uydusu vardır. Dört büyük Galilean uydu, isimlendirilmiş 12 küçük uydu ve yeni bulunmuş ve halen isimlendirilmemiş 12 uydu daha. (gezegenlerin uyduları bölümüne bakınız)
| Jupiter Sayısal Değerler |
| Kütle (kg) |
1.900e+27 |
| Kütle (Dünya = 1) |
3.1794e+02 |
| Ekvatoryal yarıçap (km) |
71,492 |
| Ekvatoryal yarıçap (Dünya = 1) |
1.1209e+01 |
| Ort. Yoğunluk (gm/cm^3) |
1.33 |
| Ort. Güneşden uzaklık (km) |
778,330,000 |
| Ort. Güneşden uzaklık (Dünya = 1) |
5.2028 |
| Rotasyon süresi (gün) |
0.41354 |
| Orbital periyod (gün) |
4332.71 |
| Ort. Orbital hız (km/sn) |
13.07 |
| Orbital eksantriklik |
0.0483 |
| Eksen eğimi (derece) |
3.13 |
| Orbital eğim (derece) |
1.308 |
| Ekvatoryal yer çekimi (m/sn^2) |
22.88 |
| Ekvatoryal kaçış hızı (km/sn) |
59.56 |
| Görünür geometrik beyazlık |
0.52 |
| Magnitude (Vo) |
-2.70 |
| Ort. bulut ısısı |
-121°C |
| Atmosferik basınç (bar) |
0.7 |
| Atmosferik bileşimi
Hidrojen
Helyum |
90% 10% |
KAYNAK
|
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |

|
SİTE İÇİ ARAMA MOTORU
GÜNLÜK SAYAÇ
|