Türkiye

SİTE İÇİ KATEGORİLER

LİSE -1- COĞRAFYA LİSE -2- COĞRAFYA LİSE -1- COĞRAFYA SORULARI LİSE -2 - COĞRAFYA SORULARI COĞRAFYA ZÜMRE TOPLANTI TUTANAKLARI MANZARA RESİMLERİ
COĞRAFYA SORU BANKASI COĞRAFYA BULMACA VE ANİMASYON COĞRAFYA VE DİNİMİZ ASTRONOMİ COĞRAFİ BÖLGELER GENEL COĞRAFYA
TÜRKİYE COĞRAFYASI TÜRKİYE-DÜNYA HARİTALARI VE DİLSİZ HARİTALARI COĞRAFYA ŞİİRLERİ SINIF REHBER ÖĞRETMENLERİ İÇİN KAYNAKLAR COĞRAFYA DA İLGİNÇ BİLGİLER LİSE -1-2-3-4 SUNUMLAR
***SİTEDE BULUNAN LİSE 1 COĞRAFYA KONULARI*** ***COĞRAFYA'YA GİRİŞ*** ***Coğrafyanın tanımı, konusu, bölümleri ve prensibleri*** ***Mehmet ZOR arkadaşımdan Doğa ve İnsan ders notu*** ***Mehmet ZOR arkadaşımdan Coğrafyanın konusu ders notu*** ***DIŞ KUVVETLER*** ***Mehmet ZOR hocamdan dış kuvvetlerin tamamı ders notu*** ***Akarsular*** ***Akarsu Aşındırma Şekilleri*** ***Akarsu Biriktirme Şekilleri*** ***Rüzgar Aşındırma ve Biriktirme Şekilleri*** ***Buzulların Aşındırma ve Biriktirme Şekilleri*** ***Karstik Aşındırma Ve Biriktirme Şekilleri*** ***Dalga ve Akıntıların Aşındırma ve Biriktirme Şekilleri*** ***Kıyı Tipleri*** ***İÇ KUVVETLER*** ***Mehmet ZOR arkadaşımdan İç kuvvetlerin tamamı ders notu*** ***Mehmet ZOR arkadaşımın hazırlamış olduğu yerin yapısı ve oluşum süreci *** ***Yerkabuğunun iç yapısı ( Litosfer )*** ***Jeolojik Devirler (Zaman Cetveli )*** ***Deprem ( Seizma )*** ***Fay ve Fay Tipleri*** ***Volkanizma*** ***Yanardağ Püskürme Tipleri*** ***Epirojenez ( Kıta Oluşumu )*** ***Orojenez ( Dağ Oluşumu )*** ***İKLİM BİLGİSİ*** ***Mehmet ZOR arkadaşımdan Atmosfer Ders notu*** ***Atmosfer ve Katmanları*** ***Atmosferin Faydaları ve Özellikleri*** ***Ozon Tabakasını etkileyen faktörler*** ***Mehmet ZOR arkadaşımın İklim bilgisi ders notu tamamı*** ***İklim ile ilgili Terimler*** ***Mehmet ZOR Arkadaşımın Hazırladığı İklim Tipleri Ders Notları*** ***çöller*** ***Mehmet ZOR arkadaşımın hazırlamış olduğu sıcaklık ders notları*** ***İklim Elemanları - Sıcaklık*** ***Yeryüzünde Sıcaklığın Dağılışı*** ***Nem*** ***Mehmet ZOR arkadaşımın hazırlamış olduğu Basınç ve Rüzgarlar ders notları*** ***Basınç*** ***Rüzgar*** ***Rüzgarlar 2*** ***Yerel Rüzgarlar ( Açıklamalı ) *** ***Mehmet ZOR arkadaşımın hazırlamış olduğu nemlilk ve yağış konusu*** ***Yağış ve Nem*** ***Sis Ve Çeşitleri*** ***Su ( Yağmur ) nasıl oluşur? Bulutlar *** ***Yüksekliklerine göre Bulutlar Bulut çeşitleri*** ***DÜNYANIN KATMANLARI GENEL ANLATIM*** ***Dünyanın Katmanları*** ***METEOROLOJİDE KULLANILAN ALETLER*** ***Meteorolojide kullanılan aletler*** ***Basınç ve Barometre*** ***Sıcaklığı Ölçen aletler*** ***Nemi ölçen aletler*** ***Rüzgarı ölçen aletler*** ***Yağışı ölçen aletler*** ***Buharalaşmayı ölçen aletler*** ***Radyasyonu ölçen aletler*** ***Güneşlenme süresini ölçen aletler*** ***HARİTA BİLGİSİ*** ***Harita Nedir? *** ***Harita Bilgisi, Yön bulma, İzohipsler*** ***Harita genel bilgileri ölçekler*** ***Projeksiyon yöntemi*** ***Harita nedir? Haritayı kimler üretir? *** ***Haritalarda Ölçek Bilgisi*** ***Harita nasıl kullanılır? *** ***Harita Bilgileri, izohips, haritaların anlattıkları, kroki*** ***Mehmet ZOR arkadaşımdan izohipsler ders notu*** ***Mehmet ZOR arkadaşımdan Tüm Harita Bilgisi Ders notları*** ***Mehmet ZOR arkadaşımdan Harita bilgisi ders notu 2*** ***YERKÜRENİN ŞEKLİ VE SONUÇLARI*** ***Dünyamızın Evrendeki Yeri*** ***Yerkürenin şekli ve boyutları*** ***Dünyamızın Şekli Hareketleri Ve Sonuçları*** ***Mehmet ZOR arkadaşımdan Dünyanın Şekli ve Hareketleri Ders notu*** ***Mehmet ZOR arkadaşımdan Yeryuvarı ve evren, dünyanın şekli ve hareketleri ders notu*** ***Mehmet ZOR arkadaşımdan Mevsimler ve Özellikleri ders notu*** ***Coğrafi Koordinat Sistemi ( Paralel ve Meridyenler) *** ***Mehmet ZOR arkadaşımdan Paralel ve Meridyenler ders notu*** ***YAŞADIĞIM YERDEN ÜLKEME*** ***Türkiyemizin Ovaları*** ***Türkiyemizin Platoları*** ***Türkiyemizin Dağları*** ***Türkiyemizin İklimi*** ***Türkiyemizin Akarsuları ve Özellikleri*** ***Türkiyemizin Yeraltı Suları ve Kaynakları*** ***Türkiyemizin Gölleri ve Oluşumları*** ***Türkiyenin Bitki Örtüsü*** ***Türkiyede Heyelan ve Erezyon*** ***Türkiyede Nüfus ve Yerleşme*** ***BEŞERİ YAPI*** ***İlk yerleşmeler ve değişmeler*** ***Yerleşmeyi Sınırlandıran Faktörler*** ***Yerleşme Tipleri ve Özelliklleri lise 1-2*** ***Yerleşmenin Dağılışını Etkileyen Faktörler*** ****SİTE BULUNAN LİSE 2 COĞRAFYA KONULARI *******NÜFUS GELİŞİMİ DAĞILIŞI VE NİTELİKLERİ*** ***2007 Nüfus sayımı sonuçları*** ***Nüfus, nüfusun önemi ve nüfus sayımları*** ***Dünyada nüfus genel*** ***Dünya nüfusunun tarihsel değişimi*** ***Dünya nüfusunun tarihsel değişimi 2*** ***Dünyada nüfus artışı*** Dünyada nüfus artışı 2*** ***Dünyada nüfusun alansal dağılışı*** ***Nüfus Piramitleri*** ***LEVHALAR*** ***Levhalar ve Levha Tektoniği Kuramı*** ***Mehmet ZOR arkadaşımın hazırlamış olduğu Levha Sınırları ders notları*** ***GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE EKONOMİK FALİYETLER*** ***Geçmişten Günümüze Hayat Tarzları*** ***Ekonomik Faliyetlerin Sınıflandırması*** ***GÖÇLERİN NEDENLERİ VE SONUÇLARI*** ***Geçmişten Günümüze Tarihi Göç Hikayeleri*** ***Göç ve Göç Çeşitleri*** ***Göçün Mekansal Etkileri*** ***Türkiye'den iç ve dış göçler*** ***Türkiye'ye yerleşen göçmenler*** ***DÜNYAYI KAPLAYAN ÖRTÜ BİTKİ VE İKLİM TİPLERİ*** ***Yeryüzündeki bitki örtülerinin sınıflandırılması ve dağılışı*** ***Yeryüzünde görülen iklim tipleri ve özellikleri*** ***Mehmet ZOR Arkadaşımın Hazırlamış Olduğu İklim Tipleri*** ***Dünyanın en güzel 7 Vahası*** ***Türkiyedeki relikt ve endemik bitkiler*** ***TOPOĞRAFYA VE KAYAÇLAR*** ***Mehmet ZOR arkadaşımdan topoğrafya ve kayaçlar ders notu*** ***Kayaç Döngüsü nedir? *** ***Yerkabuğunun ana maddesi kayaçlar*** ***Yerkabuğunu oluşturan taşlar*** ***Kıymetli ve Yarı Kıymetli taşlar*** ***Mineraller*** ***SU KAYNAKLARI*** ***Mehmet ZOR arkadaşımda Su Kaynakları ders notları*** ***Dünyadaki Su Kaynakları*** ***Volkanizma ve Sıcak su kaynakları ilişkisi*** ***Dünya Sıcak Su Haritası*** ***TOPRAĞIN HİKÂYESİ*** ***Toprağın Oluşumu, Toprağın Katmanları ve Çeşitleri*** ***Türkiyede Toprak Çeşitleri*** ***MEKANSAL BİR SENTEZ TÜRKİYE*** ***Türkiyemizin Ovaları*** ***Türkiyemizin Platoları*** ***Türkiyemizin Dağları*** ***Türkiyemizin İklimi*** ***Türkiyemizin Akarsuları ve Özellikleri*** ***Türkiyemizin Yeraltı Suları ve Kaynakları*** ***Türkiyemizin Gölleri ve Oluşumları*** ***Türkiyenin Bitki Örtüsü*** ***Türkiyede Heyelan ve Erezyon*** ***Türkiye'de Ulaşım*** ***Türkiyemizi Çevreleyen Denizler*** ***Türkiye'de Turizm*** ***Yerleşme Tipleri ve Özellikleri*** ***Yerleşmelerin dağılışını etkileyen Faktörler*** ***TÜRKİYENİN SU VARLIĞI*** ***Ülkemize Sulardan yararlanma (deniz, göl, akarsu )*** ***KITALARIN KEŞFİ VE KÜÇÜLEN DÜNYA*** ***Dünyayı Birbirine Bağlayan Kanallar ve Boğazlar*** ***Coğrafi Keşifler*** COĞRAFYAMIZ



COĞRAFYAMIZ (DÖRTYOL PAYAS EML)

(*ORKUN KARAKURUM DÖRTYOL PAYAS ENDÜSTRİ MESLEK LİSESİ COĞRAFYA ÖĞRETMENİ...BLOĞU BEĞENDİYSENİZ ARKADAŞLARINIZADA HABER VERİN...ÇÜNKÜ BİLGİ VE ARKADAŞLIK PAYLAŞTIKÇA GÜZELLEŞİR VE ANLAM KAZANIR*)

7/2/2008 - YERLİ VE YABANCI COĞRAFYA SİTELERİ

Kategori: Genel Cografya

HER COĞRAFYACI VE COĞRAFYASEVER DE OLMASI GEREKEN COĞRAFYA İLGİLİ YERLİ VE YABANCI İNTERNET ADRESLERİ UMARIM FAYDALI OLUR. HER EVE LAZIM.

 

ALINDIĞI KAYNAK HARİKA BİR COĞRAFYA PAYLAŞIM SİTESİ http://www.cografya.biz/

 

DOWLAND LİNKİ

http://www.dosyaupload.net/download.php?file=602709

1 YorumYorum yaz!Bağlantı


15/1/2008 - COĞRAFYA NEDİR? NE DEĞİLDİR?

Kategori: Genel Cografya

Coğrafya, istatistik bilgiler ve kuru bilgiler yığını değildir.

Akarsuların uzunlukları, dağların yükseklikleri, ülkelerin yüz ölçümü, nüfusu, coğrafî bölgelerin nüfusları, yüz ölçümleri, buralardan sağlanan tarım­sal ürünlerin miktarı, bu miktarın Türkiye ekonomisindeki % oranı, bölgelerdeki büyük ve küçük baş hayvan sayıları, kentlerin son nüfus sayımındaki nüfusun miktarı gibi istatistik bilgiler kısa zamanda unutulabilir. Bunların bazıları ise zamanla değişen değerlerdir. Öğrenilmesinin insanlara bir şey kazandırmadığı bu kuru bilgilerle, bir sonuca varılması mümkün değildir. Gerektiği zaman istatistik bültenlerinden ve atlaslardan bulunabilen bu ve ben­zeri bilgilerin Coğrafya gibi gösterilmesi Coğrafyaya yapılan kötülüklerin en büyüğüdür.

Coğrafya "en"ler bilimi de değildir.

Dünya'nın en uzun akarsuyu, en yüksek dağı, Avrupa'nın en geniş ülkesi, en kalabalık kenti, Asya'nın en geniş gölü, en fakir ülkesi gibi bilgilerin yığını da Coğrafya değildir. Coğrafî bilgiler içerisinde yeri geldikçe ve nedenleriyle birlikte bu değerler de zaman zaman verilebilir, hattâ bazen örnek olarak verilmelidir de. Örneğin, coğrafî bilgiler arasında Türkiye'nin en soğuk ve en sıcak yerlerinin nereleri olduğu ve bunların nedeninin bilinmesi yararlıdır. Sanayinin en çok gelişmiş ve en az gelişmiş yörelerinin nereler olduğu ve bunun nedenleri de bilinmelidir. Ancak bunları çoğaltarak bilgileri büyük ölçüde "en”lere dayandırmak, Coğrafyayı sevimsiz hâle getirmektir.

Coğrafya, Dünya'ya ya da onun bir kıt' asına, bir ülkesine ait beşerî ve fizikî bilgilerin sıralanarak öğrenilmesi veya ezberlenmesi de değildir.

Bu şekildeki kuru bilgiler yığını aslında hiç bir bilim olamaz. Kaldı ki bir yorum ve sentez bilimi olan Coğrafya, hiçbir şekilde olamaz. Çünkü Coğrafya; bu bilgilerin bir sistematik içinde, hangi doğal ve beşerî etkenler sonucu ortaya çıktığını araştırır. Olayların gelişme durumunu, varsa insanlara yapmış olduğu olumsuz etkilerin neler olduğunu, araştırmalardan elde edilen sonuçların yorumlanarak ortaya çıkan sentez doğrultusunda insanların bu olumsuz etkilerden nasıl korunacağını, ya da daha az zarar görmesi için ne­lerin yapılması gerektiğini öneren bilimdir.

Coğrafya, araştırma sonuçlarının; harita, kesit, şekil, grafik, fotoğraf gibi araç-gereçlerle akılda sürekli kalacak şekilde öğrenilmesi ve öğretilmesi gereken bir bilimdir.

Bu yollara yeteri kadar başvurulmadığı için, Coğrafya öğretiminde genellikle ezbercilik ve kuru bilgi yığını sunma yolları ön plâna çıkmakta ve Coğrafya, olduğundan başka bir görünüm kazanmaktadır

Coğrafya sentez bilimidir.

Coğrafya bilimi bir yarısıyla fen bilimi, diğer yarısıyla da sosyal bilimdir. Hem bu nedenle, hem olaylara geniş bir açıdan bakışı, hem de araştırdığı konular yönünden, en çok komşu bilime sahip olan bilim alanıdır. Bu durumun Coğrafyaya ve Coğrafyacılara kazandırdığı önemli avantaj vardır. Bu da Coğrafyacının olaylara çok boyutlu bakabilme özelliğidir. Coğrafyacı bu özelliğini, hem sosyal hem de fen bilimlerinin çeşitli dallarına ait olan bilgilere sahip olmasından kazanmaktadır. Bu özelliğinden dolayı bir Coğrafyacı; "geri kalmışlık", "açlık", "kuraklık", "küreselleşme", "kutuplaşma", "kalkınma", "iklim değişiklikleri" "çölleşme", "salgın hastalıklar" gibi, Dünya'yı ve Dünya'da yaşayan bütün insanları ilgilendiren evrensel sorunlar hakkında en sağlıklı bilgi ve görüşlere sahip olan meslek adamıdır.

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi Coğrafyacı, sentez ve yorum yapmak zorundadır. Çünkü Coğrafyacı; jeoloji, toprak, hidroloji, biyoloji, sosyoloji, ekonomi, haritacılık, istatistik, meteoroloji, astronomi, nüfus bilimi, sosyoloji gibi daha birçok bilim ve bilim dallarına ait gerekli bilgileri yeterli ölçüde bilmekte ve kullanmaktadır. Coğrafyacı bu bilim alanlarından hiç birisini, bu alanların sahibi kadar bilemez. Örneğin toprakçı kadar toprağı, biyolog kadar biyolojiyi, jeolog kadar jeolojiyi, meteorolog kadar meteorolojiyi, istatistikçi kadar istatistiği bilemez. Zaten böyle olması da beklenemez. Onun için çok çeşitli bilim dallarından gerektiği ölçüde bilgi sahibi olan Coğrafyacı, çeşitli alanlardan aldığı bilgileri sentez yapıp yorumlamak zorundadır. Aksi hâlde yapılan araştırma Coğrafya olmaz ve böyle bir araştırmaya zaten ihtiyaç duyulmaz.

Prof. Dr. Cemalettin Şahin (Türkiye'de Coğrafya Öğretimi -Kısaltılarak-)

ALINTI YAPILAN KAYNAK

http://www.cografyakulubu.com/

1 YorumYorum yaz!Bağlantı


13/1/2008 - COĞRAFYA BİLİMİNİN GELİŞİM TARİHİ

Kategori: Genel Cografya

COĞRAFYA BİLİMİNİN GELİŞİM TARİHİ

1.ESKİ ÇAĞ'DA COĞRAFYA: Bu çağda coğrafya, basit birtakım harita çizim denemeleri ile başlamıştır. Bu denemeler, Dünya'nın hayal edilmeye çalışılan biçiminin, kaba çizgilerle çizimi şeklinde ifade edilmesine yönelik girişimlerdir. Bu tür basit coğrafî düşüncelerin oluşmaya başladığı ilk kültürel bölgelerin, aynı zamanda da en eski yerleşme bölgelerinden olan, Eski Mısır ve Mezopotamya kültürel bölgeleri olarak kabul edilir. Bu bölgeler, Nil ve Fırat-Dicle gibi akarsuların sağladığı yaşama kolaylıkları nedeniyle, Dünya'nın yerleşmeye uygun en eski yerleşme bölgeleri dir. Bu nedenle de, söz konusu bölgelerdeki kültürel gelişmeler, daha erken başlamıştır. Bu eski kültürel bölgelere, bütün Eski Çağ Akdeniz havzası kıyı yerleşme bölgeleri de dahildir.Akdeniz havzası ve Mezopotamya Eski Çağ devletlerinde, giderek oluşmaya başlamış basit bilimsel düşüncelerde, coğrafî bilgilerin bulunduğuna tanık oluruz. Örneğin, bugüne kadar ele geçmiş olan en eski coğrafî belge, M.Ö. 2400 ya da 2700 yıllarında Babilliler tarafından, Babil'de yapıldığı kabul edilen bir harita taslağıdır. Kilden yapılarak, üzerine harita çizildikten sonra Güneş'te kurutulan, bir tablet üzerine çizilmiştir 

Eski Çağ’da Yer = Dünya bilgisi ya da bir diğer ifade ile coğrafî görüşler mitolojik (efsanelerle ilgili) ve mistik (dinî kabul edilen, fakat çağdaş anlamda dini olmayan davranışlar) esaslara dayanıyordu. Örneğin, Mezopotamya toplumlarındaki bilge kişilere göre Dünya, gök aleminin yere yansımış bir gölgesi, yanı aksı olarak düşünülüyordu. Şekli ise, Dicle üzerinde yüzen: (yüzdürülen) bir küfe nin (yük ve insan taşıyan bir çeşit tekne şeklinde sepet), tersine döndürülmüş şekline benzetiliyordu. Küfe biçimindeki Dünya'yı, çepeçevre acı su denizler inin kuşattığı sanılıyordu. Bunlar, kuşkusuz tuzlu su denizleri idi ve görüş, pek de yanlış değildi. Gerçi mitolojik ve mistik düşüncelere (olayların nedenlerini efsanevî ve dini esaslarda arayan felsefî yaklaşım) dayanmakla birlikte, yine de bu tür görüşlerin, coğrafi bazı yönleri bulunduğu kuşkusuzdur. Çünkü Eski Çağ insanları bile, Dünya'nın biçiminin neye benzediği, çevresinde neler bulunduğu gibi konularda görüşler ileri sürmüşler ve yorumlar yapmışlardı. Bu merak ve düşünceler, Mezopotamya toplumlarının (Sümerler Akadlar ve Asurlular), hem birbirlerini ve hem de Elamlar, Hititler, Fenikeliler ve Mısırlılar gibi çevre toplumları da tanıyabilmişlerdi. Hatta Doğu Akdeniz kıyısı Eski Çağ devletlerinden olan denizci Fenikeliler ve Kuzeybatı Afrika devletlerinden olan Kartacalılar denizciliğin sağladığı avantajlar nedeniyle, ticarî amaçlara yönelik faaliyetler sonucu( Endülüs (bugünkü İspanya), Büyük Britanya adaları, Kızıldeniz kıyıları, Ege ve Karadeniz kıyı yerleşmelerine kadar seferler düzenliyordu. Anlaşılıyor ki, Eski Çağ Akdeniz kültür bölgesi toplumları, sınırlı da olsa birbirlerinin ülkesini tanıyabilmişlerdi. Özellikle Makedonya kralı İskender Devri'nde (M.Ö. 356–323), Akdeniz havzası çevresi toplumlarının algılayabildiği coğrafî yeryüzünün sınırları, daha da genişlemişti. Savaş amaçlı seferler ve çıkılan bazı tanıma amaçlı geziler, daha önce az da olsa öğrenilmiş bulunulan Akdeniz dünyası na ek olarak, Hint Yarımadası Arap Yarımadası, Suriye, Orta Asya ve Batı Avrupa gibi geniş bölgelerin, sınırlı da olsa, tanınmasını sağlamıştı. Dolayısıyla düşünürlerde, bu bölgeler hakkında, coğrafî bazı yüzeysel bilgiler oluşmaya başlamıştı.Hem ulaşım şartlarının nispeten iyileştirilmesi ve hem de işgaller yolu ile yeni ülkeler ele geçirilmesi gibi nedenlerle, Roma İmparatorluğu Devri'nde, bilinen yeryüzünün sınırları, daha önceki devrelere göre büyük ölçüde genişlemiştir. Örneğin bu devrede; İskandinavya Yarımadası, Ekvatoral Afrika, Gine Körfezi kıyıları ve Kanarya Adalarından; doğuda Çin'e kadar uzanan Kuzey Yarımküresi, artık Roma devri insanları tarafından ana çizgileri ile öğrenilmiş bulunuyordu.Roma Devri'nin en önemli coğrafî kaynakları, Roma ordusunun istihkâm sınıfı tarafından hazırlanan, yol haritalarıdır. Bu haritalarda, sefer yapılacak bölgeye giderken ordu birliklerinin geçeceği yol güzergâhtan, bu güzergâhlar boyunca su ve gıda maddesi sağlanabilecek konumlar: konaklanabilecek yerler gösterilirdi. Haritalar yapılıp, açıklama kılavuzlarında bu tür bilgiler gösterildikten sonra ordu sefere çıkıyordu. Ayrıca, işgal edilerek imparatorluğa katılacak ülkeler, nüfus, ekonomik kaynaklar, su kaynaklan, yeryüzü şekilleri, ormanlar ve hayvancılık potansiyeli gibi coğrafî özellikleri yönünden de, önceden dikkatle inceleniyordu. Bu uygulama, Osmanlı İmparatorluğu yönetimince de yapılıyordu. Gerekli bilgiler ve doküman, sefere çıkmadan aylarca önce sağlanıyor; sefere, bundan sonra çıkılıyordu.Askerî amaçlarla da olsa, ordunun sefer yapacağı ve işgal edilecek bölgelerin yol durumu, su ve gıda maddesi imkânları gibi bilgilerin derlenmesi, coğrafî anlamda konum ve özelliklerinin belirlenmesi girişimi demektir. Dolayısıyla bu tür etütler, sınırlı da olsa, coğrafî düşüncenin gelişmesinde etkili olmuştur. Çünkü bu ilim, özellikle yerinde gözlem ve etütlerin sonuçlarım yorumlamaya dayanır.Eski Çağ'da coğrafya, daha çok matematik ilmi ve tarih ilmi bilgileri ile içe gelişimini sürdürmüştü. Bağımsız ve başlı başına coğrafya eserleri oluşturulması yerine, düşünür ve gezginler eserlerinde tarih, coğrafya ve matematikle ilgili bilgileri, bir arada belirlemiş ve işlemişlerdir. Ancak bu yaklaşım, yine de coğrafya ilminin gelişmesine büyük katkılar yapmıştır.

Gerçekten de bu katkılar, bugünkü çağdaş coğrafya ilminde de bilim dalı, bilim alanları olarak incelenen, başlıca şu coğrafya bilim alanlarının oluşmasını sağlamıştır:

1.     Matematik Coğrafya

2.  Kartoğrafya

3.  Bölgesel Coğrafya

4.  Ülkeler CoğrafyasıBu ilimlerin temelleri, aynı zamanda birer tarihçi, coğrafyacı ve matematikçi sayılan, Eski Çağ düşünürleri (filozof) tarafından atılmıştır. Bu çağ filozoflarının en fazla üzerinde durdukları, düşündükleri, gözleme almaya çalıştıkları fenomenler (olay ve olgular) arasında, birçok coğrafî bilimsel konu da bulunduğu göze çarpar.

Eski Çağ düşünürlerinin, dikkatle üzerinde durdukları, bazı gözlem ve hesaplamalar yaparak görüş belirttikleri coğrafî düşüncelerin bir kısmı şunlardır:

1. Dünya'nın biçimi ve boyutları

 2. Paralel ve meridyen daireleri 

3.Dünya'nın çevre uzunluğunun hesaplanması 

4.Coğrafî koordinatların hesaplanması

 5.Yönlerin belirlenmesi 

6.Bölgesel coğrafya gözlem ve etütleri Bu tür matematiksel coğrafya konularının araştırılması, yerinde (arazide) gözlem1er yapmayı zorunlu kılar. Söz konusu zorunluluk, bugün de coğrafya ilminin, en önemli başlıca araştırma metotlarından olan gezi-gözlem metodunun, daha Eski Çağ'da gelişmeye başlamasına zemin hazırlamıştır. Bu da, ilk bölgesel coğrafya çalışmalarının başlamasına yol açmıştır.Ancak, bölgesel coğrafya metodu Eski Çağ'da doğmuştur görüşü, kuşkusuz tam olarak doğru sayılamaz. Gerçi bu çağda yapılan gezi-gözlemler de tanıma gezi-gözlemleri olmakla birlikte, varılan sonuçlar, sadece tasvir ifade metodu ile tarihî, coğrafî, sosyolojik ve hatta etnolojik-etnografik bilgilerin, bir yığın halinde kaleme alınmasından ibaretti. Görüş ve fikirler araşma, gerçek dışı öykü, menkıbe, masal gibi fikirler de karıştırılmıştır. Ancak, unutmamak gerekir ki gözlem, çağdaş coğrafya ilminin de, en köklü araştırma metodudur.Eski Çağ coğrafî görüşünde, ifade yönünden metodik yaklaşım, başlıca iki şekilde uygulanmaya çalışılmıştır:1.      Anlatım yolu ile tasvir2.  Basit bazı plan ve haritalar çizerek tasvirBu çağın düşünürleri, aslında fikirlerinin bir kısmı bugün de geçerli olan, filozoflar idi. En kısa tanımı ile filozof terimi, felsefe ile uğraşan kişi demektir. Bunların, birçoğunun ileri sürdükleri fikirleri arasında, önemli coğrafî düşüncelere de rastlamaktayız. Bunların bazıları: Herodotos, Tales, Aristo, Eratostenes, Amasyalı Strabon ve Batlamyus’tur. 

2.ORTA ÇAĞ'DA COĞRAFYA:Bu çağda coğrafya, daha çok İslam Dünya’sı düşünür ve matematikçileri tarafından temsil edilmiştir. Batı Dünyası, yani Avrupa’da, önemli bir coğrafi gelişme yaşanmamıştır. Bunda esas rolü, Hıristiyanlık Dini’nin engel çıkaran, gelişmeleri köstekleyen koyu baskısı ve Roma İmparatorluğu’nun yıkılması oynamıştır. Özellikle Haçlı Seferleri’nin tahribatıda bunda etkili olmuştur. Kültürel merkezler ve kütüphanelerin yıkılıp yağmalanması gibi barbarca hareketler, az da olsa İslam Dünyası’na bile bu açıdan zarar vermiştir. Bu çağda İslam Dünyası coğrafyacıları genel olarak Batlamyus’un eserlerinin etkisinde kalmakla birlikte yinede coğrafya ilmi alanında dikkat çekici araştırmalar ve yayınlar yapmışlardır. Bunların başlıcaları: Mesudi, Bruni, İdrisi, İbn Batuta ve İbn Haldun’dur.Orta Çağ İslâm Dünyası coğrafyacıları, Eski Çağ fikir ve düşünce adamlarından olan Heredot, Aristo, Strabon ve Batlamyus gibi gözlemcilerin eserlerinden, büyük ölçüde yararlanmışlardır. Kendi gezi gözlemi izlenimlerini, fikir ve düşüncelerini de ekleyerek, coğrafya ilminin gelişmesine hizmet eden, önemli sayılabilecek eserler meydana getirmişlerdir. Özellikle matematik coğrafya-Kartoğrafya ve bölgesel coğrafya ile beşerî coğrafyaya olan katkıları, hayli fazladır.Bu, böyle olmakla birlikte, Orta Çağ'da coğrafî görüşün gelişmesini teşvik etmiş, dolaylı başka faktörler de vardır. Bunların başında, İslâm Dünyası tüccarlarının sürdürdüğü ticarî faaliyetler, toplumların su ve otlak bulma zorunluluğu gelmektedir.Nitekim XIII. yüzyılda kurulan Büyük Moğol İmparatorluğu, Batı Dünyası ile yoğun bir ticarî ilişki kurmuştu. Bu ticarete konu olan mallar (şallar, ipekli kumaşlar, baharat türleri, süs taşları gibi), Doğu Akdeniz ve Ege kıyı ülkelerinden, başta Venedik ve Cenova iskeleleri olmak üzere Avrupa limanlarına naklediliyor ve buralardan anakaranın iç pazarlarına taşınıyordu. Ancak bu mallar, Doğu Akdeniz ve Ege iskelelerine, başlıca iki büyük ticaret yolundan ve Uzak Doğu ile Güney ve Güneybatı Asya pazarlarından geliyordu: Bu yollar, hatırlanacağı üzere günümüzde halen etraflı araştırmalar ve belgesel yapımlarına konu olan, Asya İpek Yolu (karayolu) ile Asya Baharat Yolu (denizyolu)'dur.Bunlardan İpek Yolu, Çin'in başkenti Pekin'den başlayan, Orta Asya'yı baştanbaşa geçerek, Anadolu üzerinden Ege ve Doğu Akdeniz iskelelerine ulaşan, bir kervanla ticaret yolu idi. Diğer bir önemli ticaret yolu olan Baharat Yolu ise, başta Hindistan'ın Kalküta limanı olmak üzere, Seylan ve muhtemelen diğer limanlardan gelen, Basra Körfezi ve Arap Yarımadası doğu kıyılarına ulaşan, buralardan yine kervanlarla malların alınarak, Arap Yarımadası üzerinden (Buhur Yolu) ve Irak-Suriye üzerinden Doğu Akdeniz kıyı iskelelerine ulaştırıldığı, önemli bir deniz ticaret yolu idi .Söz konusu bu üreten ve tüketen pazarlar arasında sürdürülen mal akımı, Avrupalı merkantilistleri rahatsız ediyordu. Hem ticaret erbabı ve hem de devlet yöneticileri, bu malların çıkış kaynaklarını ele geçirmek ve denetime almak istiyorlardı. Ama Avrupa'dan, denizyolu ile henüz Uzak Doğu (Çin ve Hindistan başta geliyordu)'ya gidilemiyordu ve ulaşım yolları İslam Dünyası ülkelerinin (Önce Selçuklular ve daha sonra Osmanlı Devleti) denetiminde bulunuyordu. Bu nedenle de, Avrupalılar için bu ticaret mallarının esas merkezleri olan Hindistan ve Çin’e ulaşılacak en uygun yol, denizden keşfedilecek yollardı. Bu düşünce Yeni Çağ’da yaşanan Büyük Coğrafya Keşifleri’nin temelini oluşturmuştur.  Orta Çağ İslam Dünyası’nda coğrafyanın gelişimini sağlayan önemli nedenlerden biride su ve otlak bulma sorunudur. Bu dönemde yer adları ve bunların bir araya getirilmesi ile oluşan alfabetik yer adları kılavuzu katalogları oluşturulmuştur. Bu çalışmalar basit anlamda coğrafya sözlüğü çalışmaları olarak kabul edilebilir.

3. YENİÇAĞ’DA COĞRAFYA:Batı toplumlarında Orta Çağ'dan Yeni Çağ’a geçiş, bilindiği üzere Rönesans hareketleri ile olmuştur. Yeniden pozitif ilimlere (gözlem ve deneye dayanan ilimler) ve serbest düşünceye dönüş demek olan bu köklü değişiklik (radikal hareket), bilinen coğrafî yeryüzünün zamanla genişlemesinde de, büyük rol oynamıştır. Çünkü giderek yeni karalar keşfedilmesini sağlamıştır.Hemen hemen XV. yüzyıl sonları ile XVI. yüzyıl başları, başka bir ifade ile 1492–1522 yılları arası,   Büyük Coğrafya Keşifleri Devri diye bilinmektedir. Keşiflere, daha sonraki yüzyıllarda da devam edilmiştir.Girişilen uzun mesafeli ve planlı deniz yolculuğu seyahatleri, bu yüzyıla kadar bilinmeyen, ya da bilindiği halde gidilememiş, yeni kara parçalarının keşfi ile sonuçlanmıştır. Örneğin Yeni Dünya (Amerikalar), Okyanusya (Avustralya ve bağlı: adalar), güney ve kuzey kutup çevreleri ile okyanuslardaki binlerce adalar gibi.Ayrıca bu seyahatlerin, hep batıya veya hep doğuya gidilerek, tekrar yolculuğun ilk başladığı konuma varılmasının mümkün olacağını ispatlaması da, çok önemli bir sonuçtur. Çünkü Dünya'nın yuvarlak olduğu, bu seyahatler sonucu, uygulamalı bir şekilde doğrulanmıştır.Yeni Çağ’da Osmanlı İmparatorluğu sınırları dahilinde de coğrafyanın gelişimine katkıda bulunan önemli geziler yapılmış ve çeşitli eserler ortaya konmuştur. Bunlar arasında, özellikle Piri Reis, Kâtip Çelebi ve Evliya Çelebi’nin önemi büyüktü

4. YAKIN ÇAĞ’DA COĞRAFYA:Bu çağın en tipik özelliği tanıma gezilerinin giderek bilimsel ağırlık kazanan bir duruma kavuşmasıdır. Bu dönem Büyük Coğrafya Keşifleri Devri’nin devamı olarak kabul edilebilir.İngiliz James Cook, Newfoundland ve Labrador’un yaptıkları çalışmalar sonucunda Labrador Soğuk Su Akıntısı keşfedilmiştir. Cook’un yaptığı seyahatler sonucunda Yerküre’nin Güney Bölgelerinin buzullar altında kalmış bir kara parçası (Antarktika) olduğu anlaşılmıştır. Asıl bilimsel amaçlı coğrafi geziler özellikle 19.yüzyıl ortalarında başlamıştır. A.Mackenzie, W.Clark, Meriwether Lewis, Mungo Park bu gezginlerin başında gelmektedir.

5. MODERN COĞRAFYA: XIX. yüzyıl başlarına kadar coğrafî görüş, daha çok olayları tasvir etmekle uğraşan bir bilim görünümünde kalmıştır. Çağdaş anlamda coğrafya bilminin temelleri, XIX. yüzyıl sonlarında atılmıştır.

Bilimsel araştırma metotları ve düşünce ilkeleri (prensipleri) bakımından, coğrafî bilim mantığının gösterdiği başlıca gelişme aşamaları:

1.Ansiklopedik Devre

2.Klâsik Devre

3.Bölgesel Devre

4.Uygulamalı Devre

 1.Ansiklopedik Devre: Eski Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ ve kısmen de Yakın Çağ'ın bir bölümünü kapsayan, en uzun gelişme devresidir. Daha çok seyahatname türünde coğrafya, ya da ansiklopedik türde coğrafya gözlemlerine ilişkin gelişmelere sahne olmuştur.Devre içinde bu ilme ilişkin bilgi ve görüşlere, gezginlerin (seyyah) gezileri (seyahatleri) sonunda kaleme aldıkları izlenimlerini içeren, seyahatname adlı eserlerinde rastlıyoruz. Bunlar, bir çeşit gezi izlenimi notları sayılabilir. 

2.Klâsik Devre:Günümüzde egemen olan modern coğrafi görüşün temelleri 19.yüzyılın başlarında Alman coğrafyacılar tarafından atılmıştır. A.Von Humboldt, Fiziki Coğrafya’nın, Karle Ritter, Beşeri Coğrafya’nın kurucusu olarak kabul edilmektedir. Frederic Ratzel aynı dönemde Beşeri Coğrafya’ya ilişkin önemli eserler ortaya koymuştur. 

3.Bölgesel Devre:P.Vidal de la Blache Bölgesel Coğrafya metodunun kurucusu olarak kabul edilmektedir. Bu metodun temel özelliği sınırlı bir bölgede bütün çevre faktörlerinin karşılıklı ilişkiler sistemi içinde araştırılmasıdır. 

4.Uygulamalı Devre:Bu metod bütün fiziki ve beşeri coğrafya verilerinin yerine göre ve gerekli olduğu miktarda ekonomiye ve teknolojiye uygulanmasıdır. Her türlü planlamalarda coğrafi bilgi sistemlerinin kullanılması günümüzde vazgeçilmez bir zorunluluk haline gelmiştir.  

KAYNAK: Bu bölüm Prof. Dr. Hayati DOĞANAY’ın  ‘COĞRAFYA’YA GİRİŞ 1’ adlı kitabından yararlanılarak hazırlanmıştır. 

BİLGİYE ULAŞILAN KAYNAK

http://www.cografyamvehayat.com/index.php

TEŞEKKÜRLER

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı


13/1/2008 - COĞRAFYA BİLGİ SİSTEMİ ( CBS )

Kategori: Genel Cografya

A.COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMİ (CBS) NEDİR?  Geographical Information Systems (GIS) konuma dayalı gözlemlerle elde edilen grafik ve grafik-olmayan bilgilerin toplanması, saklanması, işlenmesi ve kullanıcıya sunulması işlevlerini bütünlük içerisinde gerçekleştiren bir bilgi sistemidir.” Genel olarak bakıldığında, fiziki ve beşeri unsurlara ait verilerin toplanarak depolanıp analiz edilmesine dayanmaktadır.

Sistemin etkili olarak kullanılmasıyla:

1.Mevcut veriler sürekli olarak güncellenebilmekte

2.Farklı verilerin birleştirilmesiyle oluşturulan genel veri tabanı sayesinde güncel veriye hızla ulaşma, bunlara ilişkin analiz yapma imkânı sağlamaktadır.

3.Sistemde depolanan ve analiz edilen bilgiler günümüze ilişkin çeşitli alanlardaki sorunların çözümünde, bu unsurların etkili olarak kullanılmasını sağlamaktadır.  

4.Aynı şekilde geleceğe ilişkin planlamaların yapılmasında ve buna dönük temel modellerin oluşturulmasına imkân vermektedir. 

 B.COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMİNİ OLUŞTURAN BİLEŞENLER NELERDİR?  

1.DONANIM (HARDWARE):CBS’nin işlemesini mümkün kılan bilgisayar ve buna bağlı yan ürünlerin bütünü donanım olarak adlandırılır. Bütün sistem içerisinde en önemli araç olarak gözüken bilgisayar yanında yan donanımlara da ihtiyaç vardır. Örneğin, yazıcı, çizici, tarayıcı, sayısallaştırıcı, veri kayıt üniteleri gibi cihazlar bilgi teknolojisi araçları olarak CBS için önemli sayılabilecek donanımlardır. 

2.YAZILIM (SOFTWARE):Coğrafik bilgileri depolamak, analiz etmek ve görüntülemek gibi ihtiyaç ve fonksiyonları kullanıcıya sağlamak üzere, yüksek düzeyli programlama dilleriyle gerçekleştirilen algoritmalardır. Yazılımların pek çoğunun ticari amaçlı firmalarca geliştirilip üretilmesi yanında üniversite ve benzeri araştırma kurumlarınca da eğitim ve araştırmaya yönelik geliştirilmiş yazılımlar da mevcuttur. Dünyadaki CBS pazarının önemli bir kısmı yazılım geliştiren firmaların elindedir. En popüler CBS yazılımları olarak Arc/Info, Intergraph, MapInfo, SmallWorld, Genesis, Idrisi, Grass vb. verilebilir.

NOT: Milli Eğitim Bakanlığı 25 Meslek lisesinde CBS ve CAD yazılımı ihalesi yaptı. İhaleyi Geocad ve MapInfo yazılımlarını teklif eden SAMiR (TEKNORAMA) aldı, böylece öğrenciler 400 kullanıcılık laboratuarlarda CBS eğitimlerini MapInfo ile yapacaklardır.  

Coğrafi Bilgi Sistemine Yönelik Bir Yazılımlarda Bulunması Gereken Temel Unsurlar:

*Coğrafik veri/bilgi girişi ve işlemi için gerekli araçları bulundurması,

*Bir veri tabanı yönetim sistemine sahip olmak,

*Konumsal sorgulama, analiz ve görüntülemeyi desteklemeli,

*Ek donanımlar ile olan bağlantılar için ara-yüz desteği olmalıdır.

*Veri CBS’nin en önemli bileşenlerinde biri de “veri”dir. Grafik yapıdaki coğrafik veriler ile tanımlayıcı nitelikteki öznitelik veya tablo verileri gerekli kaynaklardan toplanabileceği gibi, piyasada bulunan hazır haldeki veriler de satın alınabilir. CBS konumsal veriyi diğer veri kaynaklarıyla birleştirebilir. Böylece birçok kurum ve kuruluşa ait veriler organize edilerek konumsal veriler bütünleştirilmektedir. Veri, uzmanlarca CBS için temel öğe olarak kabul edilirken, elde edilmesi en zor bileşen olarak ta görülmektedir. Veri kaynaklarının dağınıklığı, çokluğu ve farklı yapılarda olmaları, bu verilerin toplanması için büyük zaman ve maliyet gerektirmektedir. Nitekim CBS’ye yönelik kurulması tasarlanan bir sistem için harcanacak zaman ve maliyetin yaklaşık %50 den fazlası veri toplamak için gerekmektedir.

  *İnsanlar (people) CBS teknolojisi insanlar olmadan sınırlı bir yapıda olurdu. Çünkü insanlar gerçek dünyadaki problemleri uygulamak üzere gerekli sistemleri yönetir ve gelişme planları hazırlar. CBS kullanıcıları, sistemleri tasarlayan ve koruyan uzman teknisyenlerden günlük işlerindeki performanslarını artırmak için bu sistemleri kullanan kişilerden oluşan geniş bir kitledir. Dolayısıyla coğrafi bilgi sistemlerinde insanların istekleri ve yine insanların bu istekleri karşılamaları gibi bir süreç yaşanır. CBS’nin gelişmesi mutlak suretle insanların yani kullanıcıların ona sahip çıkmalarına ve konuma bağlı her türlü analiz için CBS’yi kullanabilme yeteneklerini artırmaya ve değişik disiplinlere yine CBS’nin avantajlarını tanıtmakla mümkün olabilecektir.

*Yöntemler Başarılı bir CBS, çok iyi tasarlanmış plan ve iş kurallarına göre işler. Bu tür işlevler her kuruma özgü model ve uygulamalar şeklindedir. CBS’nin kurumlar içerisindeki birimler veya kurumlar arasındaki konumsal bilgi akışının verimli bir şekilde sağlanabilmesi için gerekli kuralların yani metotların geliştirilerek uygulanıyor olması gerekir. Konuma dayalı verilerin elde edilerek kullanıcı talebine göre üretilmesi ve sunulması mutlaka belli standartlar yani kurallar çerçevesinde gerçekleşir. Genellikle standartların tespiti şeklinde olan bu uygulamalar bir bakıma kurumun yapısal organizasyonu ile doğrudan ilgilidir. Bu amaçla yasal düzenlemelere gidilerek gerekli yönetmelikler hazırlanarak ilkeler tespit edilir.   

 C.COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMİNİN( CBS )UYGULAMA ALANLARI: 

1.Eğitim:MEB bünyesinden ve dış kaynaklardan elde edilen verilerin ayrıntılı sorgulamalarla analiz edilmesine, mekânsal dağılımların ve zaman içindeki gelişimlerin izlenmesine olanak verecektir. Verilerin analizi Bakanlık merkez örgütünün ve taşra örgütünün farklı özelliklerdeki gereksinimlerini karşılamak üzere iki temel bölümde değerlendirilecektir.Böylece karmaşık yapıdaki Bakanlıkta merkezden yönetim yeteneği artacaktır.Bakanlığı’nın karmaşık yapısı göz önünde bulundurulduğunda bu karar destek sistemi hızlı nüfus artışının yaşanması ve göçler nedeniyle dinamik bir demografik yapıya sahip ülkemizde verimliliğin artmasında, karar alma sürecinin hızlanmasında ve doğru planlamaların oluşturulmasında büyük faydalar sağlayacaktır.Eğitime yapılan yatırımların uzun vadeli olduğu dikkate alındığında yıllar itibariyle gelişmelerin izlenebilmesi de önem taşımaktadır. Uygulamaya alınan kararların fayda ve zararları da bu karar destek sistemi sayesinde izlenebilmelidir. Başka bir ifade ile bu karar destek sisteminin izleme ve değerlendirme yapabilmesi de önem taşımaktadır. Sonuç olarak CBS’nin eğitim sektöründe etkin biçimde kullanılmasıyla araştırma-inceleme, eğitim kurumlarının kapasiteleri ve bölgesel dağılımları, okuma-yazma oranları, öğrenci ve eğitmen sayıları, planlama vb. konularda büyük katkılar sağlayacaktır.

2.Doğal Kaynak yönetimi:Arazi yapısı, su kaynakları, akarsular, havza analizleri, yabani hayat, yeraltı ve yerüstü doğal kaynak yönetimi, madenler, petrol kaynakları

3.Mülkiyet-İdari Yönetim:Tapu-Kadastro, Vergilendirme, Seçmen tespiti, Nüfus, Kentler, Beldeler, Kıyı Sınırları, İdari sınırlar, Tapu bilgileri, Mücavir alan dışında kalan alanlar, Uygulama imar planları

4.Bayındırlık hizmetleri:İmar faaliyetleri, Otoyollar, Devlet yolları, Demir yolları ön etütleri, Deprem zonları, Afet yönetimi, Bina hasar tespitleri, binaların cinslerine göre dağılımları, bölgesel kalkınma dağılımı

5.Çevre yönetimi:Çevre düzeni planları, Çevre Koruma alanları, ÇED raporu hazırlama, Göller, göletler, sulak alanların tespiti, Çevresel izleme, Hava ve gürültü kirliliği, Kıyı Yönetimi, Meteoroloji, Hidroloji

6.Sağlık yönetimi:Sağılık-coğrafya ilişkisi, sağlık birimlerinin dağılımı, personel yönetimi, Hastane vb birimlerin kapasiteleri, bölgesel hastalık analizleri, sağlık tarama faaliyetleri, ambulans hizmetleri

7.Belediye faaliyetleri:Kentsel faaliyetler, imar, emlak vergisi toplama, imar düzenlemeleri, çevre, park bahçeler, fen işleri, su-kanalizasyon-doğalgaz tesis işleri, TV kablolama, Uygulama imar planları, Nazım imar planları, Hâlihazır haritalar, Altyapı, Ulaştırma planı toplu taşımacılık, Belediye yolları ve tesisleri

8.Ulaşım planlaması:Kara, hava, deniz ulaşım ağları, Doğal gaz boru hatları, iletişim istasyonları, yer seçimi, enerji nakil hatları, ulaşım haritalar

9.Turizm:Turizm bölgeleri alanları ve merkezleri, Turizm amaçlı uygulama imar planları, Turizm tesisleri, Kapasiteleri, Arkeoloji çalışmaları

10.Orman ve Tarım:Eğim-Bakı hesapları, Orman amenajman haritaları, Orman sınırlar, Peyzaj planlaması, Milli parklar, Orman kadastrosu, Arazi örtüsü, Toprak haritaları

11.Ticaret ve Sanayi:Sanayi alanları, Organize sanayi bölgeleri, Serbest bölgeler, Bankacılık, Pazarlama, Sigorta, Risk Yönetimi, Abone, Adres yönetimi

12.Savunma, Güvenlik:Askeri tesisler, Tatbikat ve atış alanları, yasak bölgeler, sivil savunma, emniyet, suç analizleri, suç haritaları, araç takibi, trafik sistemleri, acil durum 

    KAYNAK: www.gislab.ktu.edu.tr (KAYNAKTAN KISALTILARAK ALINTI YAPILMIŞTIR)

KISALTMA YAPAN VE ALINTIYI ALDIĞIM KAYNAK

http://www.cografyamvehayat.com/index.php

COĞRAFYA İÇİN ÇOK GÜZEL HAZIRLANMIŞ BİR SİTE MANİSA TURGUTLU LİSESİ COĞRAFYA ÖĞRETMENLERİ ENGİN-SEVDA OK ÖĞRETMENLERİMİN EMEĞİNE SAĞLIK. BÖYLE GÜZEL BİR SİTEYİ BİZE KAZANDIRDIKLARI İÇİN TEŞEKKÜRLER...

 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı


3/1/2008 - OSMANLIDA COĞRAFYANIN ETKİSİ

Kategori: Genel Cografya

OSMANLI DEVLETİ’NİN DOĞUŞU, YÜKSELMESİ VE GERİLEMESİNDE COĞRAFYANIN ÖNEMİ

Prof. Dr. Ramazan ÖZEY[1]

Osmanlı Beyliği’nin Coğrafyası

Bir devletin genişlemesi ve büyümesinde, kuruluş yerinin coğrafyası büyük önem taşır. Dünya tarihinde yer almış olan bütün devletlerin kuruluş yerinin coğrafi özellikleri incelendiğinde, bu önem daha iyi bir şekilde anlaşılır. Tarihte çok sayıda devlet, kuruluş yerinin müsait olmayışından ötürü, ya kurulduktan az bir zaman sonra yıkılmış ya da pek gelişemeden varlığını sürdürebilmişlerdir. Öte yandan bazı devletler de, müsait bir coğrafyada kurulmanın avantajını kullanarak, kısa sürede genişleyerek büyük devlet olmuşlar ve uzun yıllar varlıklarını korumuşlardır. Böyle bir avantajı kullanan devletlerin başında, Osmanlı Devleti gelmektedir.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yeri, Söğüt kasabası ve yakın çevresidir. Beyliğin kurulduğu yıllardaki (1300) sahip olduğu toprak alanı, ancak 9.065 km².dir. Oldukça dar bir alan olan bu bölge, Söğüt kasabası ve çevresini teşkil eder. Bu yörenin coğrafyasına bakıldığında bazı özellikler göze çarpar. Anadolu Selçukluları tarafından Ertuğrul Gazi’ye verilen ve Beyliğin doğum yeri olarak da nitelendirilen bu yöre; Domaniç Dağı’nın kuzeydoğu eteklerinden doğu-kuzeydoğu doğrultusunda Sakarya nehrinin çizdiği kavise kadar uzanan geniş çayırlık alanlardır. Söz konusu bu alanın güneydoğusunda Selçuklu kalesi olan Eskişehir, kuzeybatısında ise Bizans’ın önemli kalelerinden olan Bilecik kalesi yer almaktadır.

Osmanlı Beyliği coğrafyasına bakıldığında, doğusunda Sakarya Nehri ve onun ötesinde oldukça sarp ve dik görünümlü Köroğlu dağları bulunmaktadır. Bu nedenle Ertuğrul Gazi’yi ve oğlu Osman Gazi’yi, coğrafyası daha müsait olan kuzey , güney ve batıya doğru yöneltmiştir. Güneydoğuda yer alan Eskişehir ve İnönü’yü içine alacak şekilde olan geniş arazi parçası, Selçuklular tarafından Osmanlı Beyliğine bağışlanmıştır. Yörenin batısında yer alan İnegöl Ovası ve ötesinde tatlı bir meyil gösteren Domaniç yaylaları ile kuzeybatıda Sakarya vadisi boyunca yer alan Bilecik ve ötesi oldukça cazip coğrafyalar oluşturmaktaydı. Bu nedenle Osmanlı müsait olan coğrafyanın akışına kapılarak topraklarını genişletmiştir. Ancak sırtını bölgenin en yüksek dağı olan Uludağ (Keşiş)’a dayamış olan Bursa en korunaklı bölgede bulunuyordu. Domaniç yaylarından Bursa kalesi ve çevresindeki uçsuz bucaksız ovalar, çok cazip görünüyordu.

Osmanlı Beyliği toprakları, bugünkü anlamda ele alındığında bile, genişlemenin yönünün neden batıya doğru olduğu açıkça ortaya çıkar. Yöre bugün için Türkiye’nin 7 Coğrafi bölgesinden 4’ü olan İç Anadolu, Karadeniz, Marmara ve Batı (Ege) Bölgelerinin tam kesişme noktasında yer almaktadır. İklim ve bitki örtüsü bakımından ele alındığında ise geçiş bölgesini temsil etmektedir. Batısında ormanlar, tarım için elverişli ovalar ve hayvancılık için ideal yaylalar bulunmaktadır. Oysa doğu bölümünde ise, tarım ve hayvancılığı güçleştiren coğrafya bulunmaktadır. Eskişehir ve daha doğusunda, karasal iklimin ortaya çıkardığı bozkır ve yeknesak bir coğrafya görülmektedir. Batı ve kuzey bölümünde ise Karadeniz iklimi ile Akdeniz ikliminin geçiş bölgesini oluşturan ve insan yaşamı için dünyanın en ideal iklimi olan geçiş ikliminin (Marmara) ortaya çıkardığı, tarım ve hayvancılığın yoğun bir şekilde yapıldığı coğrafya yer almaktadır. Ulaşım bakımından ele alındığında, Ankara, Konya istikametinden gelip Eskişehir- Bursa, Eskişehir-Bilecik-İstanbul yollarının kesişme noktasında bulunmaktadır. Gerek Eskişehir, gerek Bursa ve gerekse Bilecik istikametinde uzanan doğal yollar, Türk fetihlerinin istikametlerini belirlemiştir. İşte bu cazip coğrafya ki, Osmanlı Beyliği’nin , kuzeye ve batıya yönelmesinde etkili olmuştur.

Osmanlı Beyliği’nin kuzeyde hızlı ilerlemesine bir sebep olarak da, doğal afetlerin sebep olduğu söylenir. 1300 yılında Sakarya nehri taşmış ve büyük bir sel felaketi yaşanmıştır. Sel, Sakarya nehri yatağının genişlemesine ve değişmesine, bu arada vadi boyunca yer alan Bizans’a ait istihkamların tahrip olmasına yol açmıştır. Bizans kaynaklarında, “Tanrısal gazabın bir işareti” olarak kabul edilen bu sel felaketi, Bizans’ın ekonomisini de altüst etmiştir. İstihkamları yıkılmış, ekonomisi bozulmuş zayıf Bizans karşısında Türkler üstün duruma geçmişler ve kolaylıkla kuzeyde ard arda fetihler gerçekleştirmişlerdir.

Domaniç Yaylasından Bursa Ovası’nın Görünüşü

Osman Gazi, beyliğin topraklarını daha ziyade kuzey ve batı yönde genişletmiştir. Osman Gazi’nin ölümüne yakın beyliğin sınırları, kuzeyde İznik, Lefke, Geyve ve Hendek’e kadar, batıda ise İnegöl, Yenişehir ve Bursa yakınlarına kadar uzanmaktaydı. Bursa’nın fethi ise hastalığı nedeniyle gerçekleşememişti. Bursa’nın fethi oğlu Orhan Gazi’ye nasip oldu. Osman Gazi’nin, Uludağ yamaçlarından Bursa’ya bakıp ta oğlu Orhan Gazi’ye; “Oğul, beni şu gümüşlü kümbetin altına gömünüz.”diyerek vasiyette bulunmasında, Bursa Kalesi’nin ve Bursa Ovası’nın coğrafi cazibesi oldukça etkili olmuştur.

Bursa’yı ele geçiren Osmanlı Beyliği’nin Orhan Gazi zamanında fethettiği topraklar incelendiğinde, yine coğrafyanın çekiciliği ön planda olduğu açıkça görülür. Orhan Gazi döneminde, Beyliğin batısında bulunan Güney Marmara’nın ve kuzeyinde bulunan Kocaeli yarımadasının tamamının fethedildiği görülmektedir.

Yine Orhan Gazi zamanında Osmanlı ordusunun, bugün bile Dünyanın en cazip ve en güzel boğazlarını oluşturan Çanakkale ve İstanbul boğazlarının Anadolu yarımadası tarafında kalan kıyılara kadar geldikleri görülmektedir. Şüphesiz boğazlarla temas, Osmanlı’nın Balkanlar’a sıçramasında büyük etki yaratmıştır. Boğazların güzelliği ve ötesindeki verimli toprakların varlığı, Osmanlı Beyliği’nin Trakya’ya geçişini teşvik etmiştir.

Gelibolu’dan Trakya Yarımadasına Geçiş

Osmanlı Türkleri’nin Avrupa kıtasına, yani Trakya yarımadasına geçiş tarihi 1352 olarak kabul edilir. Çoğu Batılı kaynaklarda bu geçişte, coğrafyanın önemi açıkça vurgulanır. 1 Mart 1352’de Gelibolu yarımadasında meydana gelen şiddetli deprem sonucunda, bölge yerleşmeleri ağır hasar görür. Stratejik açıdan büyük önem taşıyan Gelibolu (Kallipolis) kalesi ve kalenin surları yıkılır. Orhan Gazi’nin Oğlu Süleyman paşa komutasındaki Türk birlikleri Çanakkale boğazını geçerek, Gelibolu kıyılarına çıkarma yaparlar. Türkler’in yarımadaya çıkarma yapmasıyla birlikte, zaten deprem sonucunda moralleri iyice bozulan Rumlar bölgedeki köy ve kasabaları terk ederler. Terk edilen köy ve kasabalara, Türkler yerleşerek imar ederler. Bu durum Bizans kaynaklarında, “İşledikleri günahlar nedeniyle Tanrı’nın kendilerine verdiği bir ceza” olarak kabul edilir. Doğal coğrafyanın ortaya çıkardığı bu olay, Türkler’in Balkanlar’daki hakimiyetinin başlangıcında kolaylaştırıcı bir etken olarak görülmektedir.

Türkler’in,Trakya yarımadasını tamamen fethetmeleri pek fazla uzun sürmez. 1365 tarihinde, Edirne (Adrianople) fethedilir ve Devletin başkenti Bursa’dan Edirne’ye taşınır. Ancak bölgenin coğrafi şartları, Edirne’nin uzun süre başkent olarak kalmasını engeller. Özellikle Meriç nehri boyunca oluşan bataklıklar ve bu bataklıklarda hızla çoğalan sivrisinekler, Edirne’de insan yaşamını olumsuz etkiler ve sık sık yaşanan sıtma salgınları, Osmanlı Türkleri’ni başka yönlere ilerlemesini teşvik eder. Bu arada, Kocaeli yarımadasını tamamen ele geçiren Osmanlı’lar, dünyanın en güzel şehri olan Kostantinopolis’e (İstanbul) yönelirler.

Osmanlı Devleti’nin yükselme döneminde Balkanlar’da yapmış olduğu savaşların tarihleri ve mekanları incelendiğinde, coğrafya ile uyum içinde olduğu görülür. Örneğin Kosova Savaşı (15.6.1339) Haziran, Niğbolu Savaşı (28.9.1396) Eylül aylarında yapılmıştır. Söz konusu bu aylar, savaş iklimi açısından en uygun mevsimleri oluşturmaktadır. Yine bu savaşlarda savaş meydanlarının coğrafi özelliği, Osmanlı Devleti’nin üstünlüğü için uygun şartlar taşımaktadır. Oysa yenilgiyle sonuçlanan Ankara Savaşı’nda durum böyle değildir. Bilindiği gibi Ankara Savaşı, Temmuz ayının sonlarında (20.7.1402), Çubuk Ovası’nda yapılmıştır. Ankara Savaşı’nda Hem iklim (bunaltıcı yaz sıcakları), hem mekan (akarsu,bataklık ve bozkır) ve hem de beşeri coğrafya (Osmanlı ordusuna isteksizce katılan askerlerin eski beyleri Timur’u karşılarında görünce, toplu halde Timur’un saflarına katılmaları) , Osmanlı’nın aleyhine şartlar göstermiştir.

İstanbul’un Fethedilmesi ve Yüce Devlet Olma

İstanbul’un fethi iyi tahlil edildiğinde, Osmanlı’nın coğrafyayı ön planda tuttuğu açıkça görülür. Anadolu ve Rumeli hisarlarının yapılması, boğazların coğrafi özelliğinden dolayı, Bizans lehine olan coğrafyayı, Osmanlı lehine çevirme hareketi olarak algılanmalıdır. Öte yandan kuşatmanın ilkbahar mevsiminde (Nisan ayı) başlatılması ve mayıs ayının sonunda başarıya ulaşılması ise, tamamen bölge iklim şartları ile uyum içindedir (29 Mayıs 1453). Kuşatmanın son günlerinde (Mayıs ayının üçüncü haftasında), beklenen başarı elde edilemeyince, Padişah II. Mehmet Han’ın huzursuzluğu ve acele etmesi (zafer için atını denize sürmesi ve karadan gemileri Haliç’e indirmesi), iyi tahlil edildiğinde, yaz sıcaklarının yaklaşması ve böylece başarının bir başka bahara kalacağı endişesi yatmaktadır.

Fatih Sultan Mehmet’in yapmış olduğu savaşlarda coğrafi avantaj hep ön plandadır. Yine Fatih’in Amasra’nın fethi için, Amasra’ya hakim bir tepeye geldiğinde; “Burası, çeşm-i cihan (Dünya’nın Gözü) olsa gerek.”dediği ve tepeden yamaç aşağı askerleri ile kolayca Amasra’yı alışında coğrafya önemli rol oynamıştır.

Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır seferi, oldukça zor coğrafi şartlar altında yapılmıştır. O dönemin askeri üstünlüğü, seferi başarıyla sonuçlanmıştır. Ancak daha sonraki dönemlerde, Mısır, Hicaz ve Yemen, Anadolu ile hiçbir zaman coğrafi bütünlük oluşturmadığından, Osmanlı’ya çok pahalıya mal olmuş ve koskoca devletin yıkılışında önemli etkileri olmuştur.

Bilimde ve Mekanda Gerileme Dönemi

Her ne kadar, Kanuni Sultan Süleyman Han’ın dönemini Osmanlı Devleti’nin zirveye ulaştığı dönem olarak kabul edilse de, çoğu tarihçiler tarafından bu dönemin gerilemeye doğru yüz tuttuğu bir dönem olarak kabul edilir. Çünkü bu dönem artık Osmanlı Yüce Devleti’nin sınırları oldukça zorlanmış ve doğal coğrafi sınır hayli aşılmıştır. Gerek Arap yarımadası ve gerekse Kuzey Afrika, Osmanlı Coğrafyası ile hiçbir zaman bir bütünlük sağlayamamıştır. Öte yandan Balkanlar’da Tuna nehri, doğal bir coğrafi sınırı oluşturmaktadır. Osmanlı’nın Balkanlar’da doğal sınır olan Tuna’yı zorlaması ve nehrin öbür yakasına geçmek için göstermiş olduğu gayretler, Osmanlı Devleti’ne çok pahalıya mal olmuştur.

Viyana kuşatmasındaki başarısızlık, coğrafyanın ortaya çıkardığı bir sonuçtur. Kanuni Sultan Süleyman, 1529 yılında Viyana’yı kuşatmak üzere sefere çıkar. Ancak hava şartları göz önünde tutulmaz. Oysa mevsim, Balkanlarda yağmur mevsimidir. Buda ile viyana arasında bardak boşanırcasına yağan yağmur, yolları geçilemez hale getirir. Tam anlamıyla bataklığa dönüşen bölgede özellikle toplar taşınamaz. Buna rağmen Eylül sonlarında kuşatma başlatılır. Hava şartları iyice kötüleşmiş ve durmadan yağmur yağar. Yağışlar ile birlikte umulmadık derecede sert soğuklar yaşanır. Yağmur ve soğuk, Osmanlı ordusunu perişan eder. Bir taraftan yağmur ve soğuk, öte yandan açlık ve hastalıklar, ordunun moralini iyice bozar. Üç hafta süren kuşatma boyunca, gün geçtikçe şartlar kötüleşir. Padişah, tüm askeri birliklerini geri çekip, kuşatmayı yarıda keser ve böylece Viyana kuşatması başarısız sonuçlanır. Viyana, Osmanlı için bir hayal olarak kalır. Hatta bu başarısız kuşatma harekatı, Osmanlı Ordusu’nun moralini bozmuş ve fetih ruhunu zedelemiştir. Bir bakıma Osmanlı Devleti’nin, duraklama dönemine geçişi coğrafya tayin eder.

Bu dönemi, Katip Çelebi (1609-1657), çok güzel tahlil eder. Katip Çelebi “Cihannüma” adlı eserinde coğrafya ilmi hakkında şu bilgileri verir; “Coğrafya fenninde yalnız ülkelerin ahvali yazılmayıp belki oralarda oturanların usul ve adetleri, devlet işlerinin nasıl yürütüldüğü ve divan ahvali birlikte beyan olunmak, bu fennin vazifesi olduğu cihetinden, tarihe üstünlüğü vardır ve tercih olunur.” Yine Kâtip Çelebi, “Tuhfetü’l-Kibâr fi esfaril Bihar”adlı eserinde de, Osmanlı Devleti’nin gerileme sebebini coğrafyaya bağlar ve coğrafya ilminin önemini ve gereğini şu şekilde vurgular;“Hafi olmaya ki, devlet işlerini üzerlerine almış olanlara bilinmesi lazım olan işlerden biri coğrafya fennidir. Bütün yeryüzü ahvalini bilmek kolay olmazsa, bari Osmanlı ülkesinin şekli ve etrafta sınırdaş olan memleketlerin tasviri bilinmek gerektir ki, bir yere sefer etmek ve asker göndermek lazım geldikte, ona göre tedarik oluna. Düşman vilayetine girmek ve sınır boylarını korumak tedbirlerini almak anında kolay olur. Bu babta fenden habersiz kimseler ile meşveret yetmez, yerli dahi olursa. Zira çok yerli vardır ki, kendi diyarını iyice bilip anlatmaktan acizdir. Ve bu ilmin lüzumuna şu delil yeter: Yerebatası küffar, ol ilimlere ehemmiyet ve değer vererek, Yeni Dünya’yı bulup Sind ve Hind limanlarına yayıldı. Venedik taifesi gibi bir hor hakir kavim ki, küffar hükümdarları arasında rütbesi duka payesinden ibarettir ve aralarında balıkçı unvanı ile meşhurdur, Osmanlı Devleti’ninboğazına gelip ve garba hükmeyleyen şanlı devlete karşı kodu...” Gerçekten de öyledir. Gerileme döneminde yapılan tüm savaşlarda coğrafya hep göz ardı edilmiştir.

Gerileme ve Yıkılış’ta Coğrafya’nın Etkileri

Osmanlı Devleti’nin Gerileme döneminde, coğrafi bilgi eksikliği, koskoca bir devletin yıkılışında önemli etkisi olmuştur. Gerileme döneminde yapılan tüm savaşlar incelendiğinde, bu etki açıkça görülmektedir. Sözgelimi Gerileme döneminde yapılan Kırım Savaşı’nın sonucunu da coğrafya tayin etmiştir. 14 Kasım 1854 tarihinde ansızın ortaya çıkan beklenmedik kasırga, İngiliz donanmasını darmadağın eder ve İngiliz donanmasının planı gerçekleşemez. Böylece Sivastopol’un kuşatılması gecikir. Ve savaşın gidişatı değişir.

Çanakkale Savaşları, coğrafi bir yaklaşımla ele alındığında, coğrafyanın önemi açıkça görülür. Gerçekten bugün bile Gelibolu yarımadasını ve Çanakkale Boğazı’nı gezip gören bir insan, bölge topografyasının cazibesine kapılır. Savaşların geçtiği yarımadadaki önemli tepelerin hepsi, tatlı su kaynaklarının hemen tamamı, Türk askerlerinin kontrolü altında kalmıştır. Öte yandan boğazın topografik özelliği, düşman gemilerinin ilerlemesine engel olmuştur. Bölgeye hakim tepeler ve tatlı su kaynaklarının mevcudiyeti, Türk Ordusunu, düşman kuvvetlere karşı üstünlük sağlamıştır. Tüm bu coğrafi avantajlara ek olarak, iklim şartları da Türk tarafına avantaj sağlamıştır. Gelibolu yarımadasına yapılan çıkartma gecesi aniden çıkan fırtına, İngiliz kuvvetlerinin farklı bölgeden karaya çıkmasına yol açmış ve bu gelişme savaşın seyrini değiştirmiştir.

Gerileme dönemindeki, coğrafi bilgi eksikliğine örnekler oldukça fazladır. Bunların içinde Sarıkamış Harekatı ve Yemen Savaşları en bariz olanlarıdır. Sarıkamış Harekatı’nda, Erzurum’da bulunan ordu komutanı tarafından Enver Paşa’ya, harekat mevsiminin bölge iklim şartlarına uygun olmadığı hatırlatılmış, ancak zafere bir an önce ulaşmayı düşleyen, sabırsız ve coğrafi bilgiden yoksun Enver Paşa, komutayı eline almış ve Aralık ayının son günlerinde harekatı başlatmıştır. Oysa Aralık ve Ocak aylarının, bölgede çok sert ve soğuk geçtiği bilinen bir gerçektir. Enver Paşa’nın bu gerçeği göz ardı etmesi, 90 bin Türk askerinin donarak şehit olmasına ve harekatın başarısızlıkla sonuçlanmasına yol açmıştır. Bu yanılgı, gerçekten Osmanlı tarihinde yapılmış en büyük yanılgılardan birisidir ve Yüce Devletin tamamen yok olmasına yol açmıştır.

Yemen Savaşları, Osmanlı tarihinde önemli bir yer tutar. Yemen Savaşları’nda Osmanlı Ordusu, İngiliz ve Arap kuvvetlerine değil, bölgenin ağır coğrafi şartlarına yenilmiştir. “Burası Huştur, Yolu Yokuştur. Giden gelmiyor, acep ne iştir.” türküsü, coğrafi şartların olumsuzluğunu açıkça ortaya koyar. Huş kasabasının (Muş değil, türkünün aslı ve Yemen coğrafyası incelendiğinde, Huş olduğu görülür), dik ve sarp yokuşu, bölgenin aşırı şekilde sıcak ve kurak oluşu, Osmanlı askerlerini çok zora sokmuştur. Olumsuz iklim ve topografik özellikler, Yemen’de 500 bine yakın Türk askerin şehit olmasına yol açmıştır. Peki, bu savaşlarda coğrafya, neden göz önünde tutulmamıştır? Bunun cevabı gerçekten açık ve nettir. Osmanlı Devleti’nin gerileme döneminde, “Yüce Devlet Olma Gururu” hep ön planda olmuştur. Öte yandan savaşların bir kısmı Osmanlı Devleti’nin isteği dışında başlatılmış, bir kısmında da acelecilik ve bilgisizlik yüzünden coğrafya saf dışı bırakılmıştır. Böylece Anadolu Coğrafyası’nın ortaya çıkardığı Yüce Osmanlı Devleti, coğrafi bilgisizlik ve olumsuzluklar yüzünden gerilemeye ve yıkılmaya mahkum edilmiştir. Ancak bu coğrafya, gelecek yüzyıllarda, büyük devlet çıkarma özelliğini korumaktadır.

Not: Bu makalede yararlanılan kaynakların sayısı çok fazla olduğundan, burada verilmemiştir. Ancak bu konu ile ilgili ayrıntılı bir çalışma tarafımızdan yürütülmektedir. Çalışma kitap olarak yayınlandığında, yararlanılan kaynakların tümü verilecektir.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Prof. Dr. Ramazan ÖZEY, Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Coğrafya Eğitimi Anabilim Dalı, Göztepe Kampüsü, Kadıköy-İSTANBUL

KAYNAK

http://www.ramazanozey.net/

DEĞERLİ HOCAMIN EMEKLERİNE SAĞLIK...

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı


3/1/2008 - OSMANLI DÖNEMİNDE BUGÜNE COĞRAFYA ( MAKALE )

Kategori: Genel Cografya

Yeryüzünün tamamını veya bir bölümünün; fiziki, beşeri ve iktisadi olaylarını inceleyen Coğrafya ilminin ana temasını insan oluşturur. İnsanın olduğu her yerde Coğrafya ilmi vardır. Bu nedenle, insanoğlunun dünyaya geldiği ilk insanlardan bugüne, az veya çok çevre ile ilgisi olmuştur.

Avcılık veya toplayıcılık dönemlerinde bile, insanoğlu; geçimini sürdürebilmek için, daha iyi av sahalarını veya daha verimli toplama bölgelerini araştırmaya yönelmiştir. Böylece, belki farkında olmadan Coğrafya ilmi ile meşgul olmuş ve kazandığı tecrübe ve bilgilerini nesilden nesile aktarmaya devam etmiştir.

Coğrafya ilmi ile ilgili bilinen en eski belge, M.Ö. 2400 veya 2700 yıllarında Babilliler tarafından, Babil çevresini gösteren taslak haritadır. Anlatım yolu ile Coğrafya ilmine ait bilgiler veren Heredot, M.Ö. 484-426 tarihlerinde yaşamıştır. Bodrum doğumlu olan Heredot, Libya kıyılarından Güney Avrupa'ya oradan Hindistan'a kadar olan geniş bölge hakkında ayrıntılı bilgiler veren dokuz ciltlik eser yazmıştır.

Eskiçağ’dan Ortaçağ’a, Coğrafya ilmindeki gelişmeler devam etmiş, ancak bu konudaki araştırmalar daha ziyade İslam Coğrafyacıları tarafından yürütülmüştür. Mesudi, Biruni, İdrisi, İbn Batuta, İbn Haldun bunlardan bazılarıdır.

Yeniçağ’a geçerken, coğrafi alanda büyük bir reform denilebilecek Büyük Coğrafi Seyahatler gerçekleşmiş ve Yeni Dünya karalarının tanınması gerçekleşmiştir. Osmanlı dönemindeki Coğrafi araştırmalar, işte bu çağa rastlar. Piri Reis (1470-1554), Katip Çelebi (1608-1652) ve Evliya Çelebi (1611-1682)'nin başını çektiği bilim adamları, Osmanlı Coğrafyacıları olarak bilinir.

Dünya Yeniçağ'ı geride bırakıp, Yakınçağ'a geçerken, Büyük Coğrafya Seyahatlerinin devamı niteliğini taşıyan, Avrupalı seyyahların yeniden seyahatlerine başladıkları ve coğrafi araştırmaların Okyanusya ve Antarktika’ya yöneldiğini görmekteyiz. 1953 yılında Everest Tepesi'ne ulaşılması ve 1960 yıllında Büyük Okyanus'un en derin noktasının Marian Çukurluğu olduğu tesbit edilmesinden sonra, Dünya üzerindeki araştırmaların kısmen tamamlandığı kabul edilmiş ve uzay yolculukları ve derin deniz araştırmalarına doğru bir yönelme gözlenmiştir. 1957'de başlanan Uzay Araştırmaları, 16 Temmuz 1969 yılında ilk insanlı Ay yolculuğu ile, Coğrafya ilminin çalışma sahasını genişletmiş ve önce İnsanın gidebildiği her yer, Coğrafya ilminin çalışma bölgesi olarak görülmeye başlanmıştır.

Bugün artık Coğrafya ilmi metot ve ilke olarak; Büyük Coğrafya Seyahatleri gibi gezi ilmi yerine, araştırma gezilerinin yanında, sebep-sonuç, dağılış ve bağlantı ilkelerini de geliştirerek çok geniş boyut kazanmış ve sonuçta modern coğrafya doğmuştur.

Coğrafi Seyahatlerden Modern Coğrafya'ya doğru geçişte, Osmanlı döneminde de belirgin gelişmelerin olduğu görülmektedir. Özellikle Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, Coğrafya ilmi ile ilgili dikkate değer gelişmelerin olduğu bilinmektedir. Osmanlı döneminden genç Türkiye Cumhuriyeti'ne doğru geçişte, kısmen duraksamış gibi görülen Coğrafya ilmi, kısa sürede gelişme göstererek, eksisiyle artısıyla, bugünkü seviyesine ulaşmıştır.

Bu bildiride, Coğrafya ilminin eski çağlardan bugüne olan gelişmesi yerine, sadece Osmanlı döneminden bugüne kadar olan gelişmeler üzerinde durulacaktır. Bildirinin amacı, bu konuda ayrıntılı bir araştırma sunmak değil, Osmanlı döneminden bugüne coğrafya alanındaki gelişmeleri satır başlarıyla özet olarak ele almak ve bundan sonraki Tarihi Coğrafya araştırmalarına ışık tutmaktır. Diğer bir ifadeyle, Coğrafya alanında geçmişten aldığı ışığı, önce bugüne ve daha sonra geleceğe taşımaktır.

GEOGRAPHY, FROM OTTOMANS TO THE PRESENT TIME

Prof.Dr.Ramazan ÖZEY [2]

Abstract

Geography’s main theme is human, because it is the study of the physical, human and economical phonemenon of the earth. Geography exists wherever there are humans. So that, since man has first appeared on the earth, he has been interested in geography. Even through his hunting and collecting period man has searched for more productive places and better hunting sites. In this way man has unconsciously death with geography, and has passed on his experience and knowledge to following generetions.

The earliest geographical document is the sketch map, which was prepared in 2700 B.C. or 2400 B.C by Heredotus, illustrating the vicinity of Babylon. Heredotus, who lived in 484-426 B.C., was born in Halicarnosus, and gives detailed information about southern Europe and the large area between Europe and India in his 9- volume book.

The development in geography continued during the early and later middle ages. But studies in this subject were carried out primarily by Muslim geographers such as Mesudi, Biruni, İdrisi, İbn-i Batuta, and İbn-i Haldun.

Near the beginning of the eras of recent past the new world lands had been discovered, and the geography researches were began in this are by Piri Reis (1470-1554), Katip Çelebi (1608-1652), Evliya Çelebi (1611-1682) who are the best known scholars who have made contributions to geography.

More recent expeditions have been directed toward Oceania and Antarktica. After having reached the peak of Everest and after having mesured the depest point in the oceans the research has gone to the skies. Space researches began in 1957, and first man landed on moon in 16 July 1969. All these examples show that everywhere humanity goes there can be geographical research.

Today Geographical science consists of field research, cause-effect studies, and distribution-relation combinations rather than the travelling expeditions of the past. The development has resulted in the birth of modern geography.

The transition from a geograpy of voyage and discovery to a modern scientific geography has had some important effects on the development of geographical science in the Ottomans. Developments in the science of geography have slowed town since the beginning of the 20 th century. But, after the establisment of the Republic of Turkey scientific development exelerated again.

The aim of this paper is to present the development of the sicience of geography from the Ottomans to the present day and to carry illumunation which we can take from past into this present time and into the future.

Giriş

Selçuklu devletinin ardından ortaya çıkan Anadolu beyliklerinden biri, Bilecik’in Söğüt kasabası ve yakın çevresinde, 1299 tarihinde, Kayı aşiretinin kurmuş olduğu Osmanlı Beyliği’dir. Bu beylik, kısa sürede gelişmiş ve çağının en önemli İmparatorluğu olmuştur. Büyük medeniyetlerin kuruluşları, gelişmeleri, duraklamaları ve yıkılışları da büyük zaman dilimlerini kapsar. İşte Osmanlı Devleti’nin da hayat çizgisi 600 yıllık bir süreyi içine almaktadır. Öyle ki, Cihan İmparatorluğu unvanını alan bu devlet, en geniş sınırlarını 400 yıl elinde tuttuğu bilinmektedir. Gerileme dönemi dediğimiz son 200 yıl içinde bile fazla toprak kaybetmemiş, topraklarının büyük bölümünü, yıkılış dönemlerini oluşturan 20. Yüzyılın başlarına kadar koruyabilmiştir. Bu özellikleri ile Osmanlı, dünya medeniyetleri arasında ilk sıralarda yerini almaktadır.

Cihan Devleti’nin kurulması ve uzun ömürlü olmasında önemli sırlar yatmaktadır. Her şeyden önce koskoca bir dünya devletinin ortaya çıkmasındaki sırları, devletin kurucusu Osman Gazi’nin kayınpederi olan Şeyh Edebali’nin damadına vermiş olduğu nasihatinde aramak gerekir. Şeyh Edebali, Osman Gazi’ye vermiş nasihatin bir bölümünde şu sözleri söyler;

“ Oğul,

Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler, Ancak; senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır...”

Bu nasihat sözlerinden de anlaşılacağı üzere, koskoca imparatorluğun temelleri; dünyayı tanımak ve onu gözünde fazla büyütmeden, gizemlerini, bilinmeyenlerini ve görünmeyenlerini fethetme idealleri ile atılmıştır.

Osmanlı İnsanı; toprağı, bir ana, bir yar bilmiş ve ona kavuşmak için, kanını ve canını ortaya koymuştur. Kuruluş yıllarında, Güney Marmara bölgesini kapsayan topraklar, hızlı bir şekilde genişlemiştir. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesinden sonra, gelişme Avrupa’ya doğru olmuş ve Fatih Sultan Mehmed Han ölümü sırasında, Anadolu’yu, Kırım’ı ve Balkanların büyük bir bölümünü devlet sınırları içine dahil etmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın padişah olduğu yıllarda ise, İmparatorluk sınırları, doğuda İran içlerine, güneyde Mısır ve Hicaz bölgesine kadar uzanmıştır. Osmanlı Devleti’nin toplam yüzölçümü, kuruluş yıllarına denk gelen 1300 yılında, sadece 5.631 Km². kadar iken, 1402 yılında 430.407 Km². olmuş ve 1595 yıllarında ise 1.567.970 Km².ye yükselmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu ilk olarak toprak kaybı, Sultan II. Mustafa döneminde, yapılan Avusturya Seferi’nin yenilgisinin ardından imzalanan Karlofça antlaşmasıyla (26 Ocak 1699) olmuştur. Gerileme döneminin başlangıcı olan bu tarihten itibaren 200 yıl içinde, devletin yüzölçümü peyderpey küçülmüş, ancak bu küçülme; çok yavaş gerçekleşmiştir. 1913 yılına gelindiğinde, Osmanlı Devleti’nin yüzölçümü; 180.000 Km².’si Avrupa-i Osmaniye’de, 1.800.000 Km².’si Asya-i Osmaniye’de, 3.000.000 Km².’si Afrika-i Osmaniye’de olmak üzere, toplam 4.980.000 Km².yi buluyordu. Görülüyor ki, 4 milyon Km².den fazla bir toprak, 1913 ile 1923 yılları arasını kapsayan sadece 10 yıl içinde kaybedilmiştir. Bu yönüyle, Cihan İmparatorluğu olan Osmanlı Devleti, azametini ve ihtişamını yıkıldığı yıllara kadar koruduğu görülür.

Bugün, Osmanlı Devleti’nin hükmettiği topraklar üzerinde, toplam 45 ayrı ülke vardır. Bu ülkelerden 27’si, Asya-i Osmaniye’de (Osmanlı Asyası), 13’ü Avrupa-i Osmaniye’de (Osmanlı Avrupası) ve 5’i Afrika-i Osmaniye’de (Osmanlı Afrikası) yer almaktadır. Bunların toplam yüzölçümleri 11.437.706 Km².yi bulmakta ve bu ülkelerin hepsinde bugün için toplam 373.957.000 kişi yaşamaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde kurulmuş olan ülkelerden biri de, Türkiye Cumhuriyetidir. Anadolu yarımadası ve kısmen Trakya toprakları üzerinde, 1923 yılında kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti’nin zengin kültür mirasına konmuştur.

Osmanlı Döneminde Coğrafya

Coğrafya, daha doğrusu coğrafi faktörler, tarihin en eski devirlerinden itibaren insan topluluklarını ve bu toplulukların sosyal, siyasal, ekonomik, dini ve kültürel yaşantılarını değişik şekillerde etkilemişlerdir. Başka bir tabirle, coğrafi faktörler, tarihin gelişimine yön vermişlerdir.[3] Bu durum, Osmanlı Devleti’nin coğrafyasında da açıkça görülmektedir. Her şeyden önce, Osmanlı İmparatorluğu, sahip olduğu cihan hakimiyetinde, Anadolu ve sahip olduğu diğer toprakların coğrafi şartları büyük rol oynamıştır.

Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan yıkılışına kadar geçen 600 yıllık bir süre içinde, zamanın en ileri düzeyde ilmi seviyesine ulaşmıştır. Çünkü ülkelerin gelişmiş düzeyleri ile bilim ve teknik gelişmeleri arasında sıkı bir bağlantı bulunmaktadır.

Diğer ilimlerde olduğu gibi, Coğrafya alanında da, zaman ve mekan ilişkisi içinde, Osmanlı’nın gelişme gösterdiği anlaşılmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki coğrafi çalışmalara bakıldığında, Ortaçağ İslâm Coğrafyası ile Batı Dünyası’nın Modern Coğrafyası arasında kalan boşluğu doldurduğu ve aradaki bağlantıyı kurduğu gözlenir. 14.Yüzyıla kadar dünya genelinde daha çok Arapça ve Farsça yazılan coğrafya eserleri, ciddi bir şekilde Batıda ancak 18.yüzyılın sonlarından itibaren yazılmaya başlanmıştır. Coğrafya alanında, 14.yüzyıldan 18.yüzyıl sonlarına kadar olan 5 asırlık bir dönemdeki boşluğu, Osmanlıca yazılmış coğrafi eserler doldurmuştur.[4]

Çalışma sahası yeryüzü olan coğrafya, Osmanlı döneminde de yeryüzünün tasviri olarak algılanmış ve bu yöndeki çalışmalara ağırlık verilmiştir. İslâm dininin uygulanması esnasında (namaz, oruç, hac ve zekat), zaman ve yer tayinleri önem kazandığından, matematik coğrafya ile ilgili araştırmalar yoğunluk kazanmıştır. Osmanlı’nın ilk dönemlerinde coğrafya alanında, daha ziyade Arap ve Fars eserlerinin etkisi altında kaldığı dikkati çeker. Bursalı Kadı zade-i Rumi (ö.1432), Ali Kuşçu (ö.1474) ve Ali Kuşçu’nun torunu Mahmut Mirim Çelebi (ö.1525)’nin çalışmaları bu yönde olmuştur. İlk Türkçe coğrafi eser olarak bilinen Acaib-ül-Mahlukât, aslında bir kozmoğrafya kitabıdır.[5]

Fatih Sultan Mehmed Han’ın İstanbul’u fethetmesi ile (1453) birlikte eski Yunan eserleri ile İslâm eserleri arasında bağlantı kurulmaya çalışılmıştır. Eski bir çağın kapanması ve yeni bir çağın açılması olarak nitelenen bu tarih, Osmanlı Coğrafyası açısından da yeni bir dönem olmuştur. Fatih Sultan Mehmed Han, Batlamyus’un önemli eseri olan “Geographiké Hyphégesi”yi Grgios Amyrutzes adlı bir bilgine “Coğrafya’ya Medhal = Coğrafya’ya Giriş” adıyla tercüme ettirmiştir. Ayrıca 1478’de Floransa’da Francesko Berlinghieri tarafından yayınlanan “Geographica” adlı eser, önce Fatih Sultan Mehmed Han’a, sonra II.Beyazid Han’a takdim edilmiştir.

İmparatorluğun kuruluş ve gelişme dönemlerinde, belirlenen hedefler doğrultusunda, yeni fethedilecek toprakların özellikleri hakkında ayrıntılı çalışmalar yapılmıştır. Özellikle yeryüzü-insan ilişkisi önemli ölçüde ele alınmıştır. Yeni ülkeler ve bölgeler tanıma ve oraları fethetme duygusu ile ele alınan bu eserler, zamanın önemli coğrafi araştırmaları arasında dikkati çeker. Piri Reis’in (1470-1559) Dünya Haritası (1517) ve “Kitab-ül-Bahriye”si (1521) önemli coğrafi eserlerdir.[6] [7] Yine Seyit Ali Reis (ö.1562)’in Güney Asya kıyıları ve Hint Okyanusu hakkında çok geniş bilgiler içeren “El-Muhit” adlı eseri önemlidir. Seyit Ali Reis, bu kitabında Amerika kıtasının keşfi ile ilgili kısa bilgiler de vermektedir. 16.Yüzyılın sonlarına doğru Mehmet bin Ömer bin Bayezid-ül-Aşık’ın (1555-1613) kaleme aldığı “Manazır-ül-Avalim” (1598) adlı kitabı, hem kozmoğrafya ve hem de coğrafya bilgilerini içermektedir. Bu eser, Osmanlı İmparatorluğu’nda Avrupa’nın etkisinin görülmediği, eski Yunan ve İslâm Coğrafyası’nın etkisiyle yazılmış son örneğini temsil etmesi bakımından önemlidir. 16.Yüzyılda bu çalışmaların yanında, İslâm Coğrafyacıları’ndan Kazvini’nin “Acaib-ül-Mahlukat”ı, Ebü’l-Fida’nın Takvim-ül Büldan”ı, Belhi’nin “Suver-ül-Ekalim”i, İbnü’l-Verdi’nin Haridet-ül-Acaib”i Osmanlıca’ya tercüme edilmişlerdi.

Yavuz Sultan Selim Han ve Kanuni Sultan Süleyman Han dönemlerinde, İslâm Coğrafyacıları’nın eserleri tercüme edilirken, yeryüzü ile ilgili çok ayrıntılı bilgiler içeren monografi özelliği gösteren coğrafi çalışmalar da önemli yer tutar. Padişahların sefere çıktığı zaman tutulan Ruznameler, çok geniş coğrafi bilgiler içermektedir. Yine Mühimme defterleri, tutulduğu dönemlerdeki zaman ve mekan hakkında ayrıntılı bilgiler aktarır. Ayrıca bu dönemde, imparatorluğun idari taksimatını ve istatistiki bilgilerini içeren çok sayıda kitap yazılmıştır. Koca Nişancı Mustafa Bin Celâl’in (ö.1567) “Tabakat-ül-Memalik ve Derecat-ül-Mesalik” ve Müezzinzade Ayni Ali’nin “Kavanin-i Al-i-Osman ve Hulasa-i Mezamin-i Defter-i Divan” ve “ Risale-i Vazife Horan” adlı eserleri bunlardan en önemlilerindendir. Abdurrahman Hibri’nin (ö.1676) “Enis-ül Müsamirin” adlı eseri (1636) Edirne ve çevresinin tarihi, sarayları, sokakları, meydanları, camileri, akarsuları, bahçeleri, çeşmeleri gibi monografik bilgileri içerir.

Osmanlı döneminde Coğrafya ilminde Avrupa’nın etkisi 17.yüzyılda Kâtip Çelebi (1609-1657) ile başlar. [8] 1648 yılında Padişah IV.Mehmet Han’a sunulan “Cihannüma”, Kâtip Çelebi’nin en önemli eserlerindendir. Kâtip Çelebi, bu eserinde doğunun klasik coğrafi eserleri ile Avrupa’nın coğrafi düşüncesini kaynaştırmıştır. Kâtip Çelebi’nin 21 büyük eseri vardır. “Cihannüma” adlı eserinde coğrafya ilmi hakkında şu bilgileri verir; “Coğrafya fenninde yalnız ülkelerin ahvali yazılmayıp belki oralarda oturanların usul ve adetleri, devlet işlerinin nasıl yürütüldüğü ve divan ahvali birlikte beyan olunmak, bu fennin vazifesi olduğu cihetinden, tarihe üstünlüğü vardır ve tercih olunur.” [9] Yine Kâtip Çelebi, “Tuhfetü’l-Kibâr fi esfaril Bihar”adlı eserinde de coğrafya ilminin önemini ve gereğini şu şekilde vurgular;“Hafi olmaya ki, devlet işlerini üzerlerine almış olanlara bilinmesi lazım olan işlerden biri coğrafya fennidir. Bütün yeryüzü ahvalini bilmek kolay olmazsa, bari Osmanlı ülkesinin şekli ve etrafta sınırdaş olan memleketlerin tasviri bilinmek gerektir ki, bir yere sefer etmek ve asker göndermek lazım geldikte, ona göre tedarik oluna. Düşman vilayetine girmek ve sınır boylarını korumak tedbirlerini almak anında kolay olur. Bu babta fenden habersiz kimseler ile meşveret yetmez, yerli dahi olursa. Zira çok yerli vardır ki, kendi diyarını iyice bilip anlatmaktan acizdir. Ve bu ilmin lüzumuna şu delil yeter: Yerebatası küffar, ol ilimlere ehemmiyet ve değer vererek, Yeni Dünya’yı bulup Sind ve Hind limanlarına yayıldı. Venedik taifesi gibi bir hor hakir kavim ki, küffar hükümdarları arasında rütbesi duka payesinden ibarettir ve aralarında balıkçı unvanı ile meşhurdur, Osmanlı Devleti’ninboğazına gelip ve garba hükmeyleyen şanlı devlete karşı kodu...” [10] Katip Çelebi’nin eserleri incelendiğinde, 14.yüzyılda yaşamış olan Tunuslu büyük âlim İbn Haldun’un etkileri görülmektedir.[11]

17.yüzyıl Osmanlı coğrafyasının yetiştirmiş olduğu en renkli simalardan birini, kuşkusuz Evliya Çelebi teşkil eder. Osmanlı’nın İbni Batuta’sı ünvanını alan Evliya Çelebi adıyla bilinen Hafız Mehmet Zılli bin Derviş (1611-1678), tamamen seyahat notlarına dayanan, ancak ülkeler coğrafyası bakımından önemli bir kaynak teşkil eden 10 ciltlik “Seyahatname”si, bugün bile sık sık başvurulan kaynaktır. Gerçi Evliya Çelebi, seyahatnamesinde zaman zaman fantaziye kaçan bilgiler vermesine rağmen, genelde seyahat esnasında gezi-gözlem metodunun uygulandığı coğrafi bir eser olarak kabul edilir.[12]

17.yüzyıl Osmanlı coğrafyasında, Avrupalı coğrafyacıların eserlerinin tercüme edildiğini de görüyoruz. Ebu Bekir bin Behrâm-i Dimışki; “Atlas Mojor” adlı eseri, “Nusret-ül islâm ves-sürur fi tahrir-i atlas macur” yada “Coğrafya-i Kebir” adıyla 6 cilt olmak üzere tercüme etmiştir. Ayrıca aynı coğrafyacının Kâtip Çelebi’nin Cihannüması üzerinde sistematik olarak çalıştığını da tarihi kaynaklardan öğreniyoruz.

18.yüzyılda, coğrafya alanındaki çalışmalar, daha ziyade tercüme ağırlıklı gelişmiştir. Hasan-ül Cebeci, Şehrizade Said, Hasankaleli Şeyh İbrahim Hakkı, Ayvansaraylı Hacı İsmailzade Hafız Hüseyin, Elhac Mehmed Edip, Mahmud Raif Efendi gibi coğrafyacıların bu yüzyılda önemli eserler verdiğini biliyoruz.

18.Yüzyıl coğrafyacılarının en renkli simasını, İbrahim Müteferrika teşkil eder. Sahip olduğu çok geniş mekan bilgisi ile “El-Coğrafi” lakabını alan İbrahim Müteferrika, az sayıda telif coğrafi eser vermesine rağmen, esas ününü, çok sayıda coğrafya eseri ve haritayı, kurmuş olduğu matbaasında yayınlamasıyla duyurmuştur.

19.yüzyıl başlarından Cumhuriyetin kuruluşuna kadar olan dönem içinde, coğrafya alanında, gerek telif ve gerekse tercüme eserler kaleme alınmıştır. Bu dönemde, öğretime yönelik ders kitaplarının hayli fazla yayınlanmış olduğu dikkati çeker. Bu yüzyılda, Fransızca eserlerden tercüme edilerek hazırlanan coğrafya ders kitapları büyük önem arz eder. Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu’na ait deniz ve topografya haritaları hazırlanmıştır. Özellikle Heinrich Kiepert, 1:1.000.000 ölçekli ve oğlu Richard Kiepert, uzun çalışmalar sonunda, 1:400.000 ölçekli 26 paftadan oluşan Anadolu haritasını çizmişlerdir.[13]

Sultan II.Mahmut (1808-1839) döneminde ilköğrenim zorunlu hale getirilmiş ve bu dönemde diğer bilim dallarında olduğu gibi Coğrafya alanında da, ders kitaplarına büyük ağırlık verilmiştir.[14] Ders kitapları hazırlanırken önemli ölçüde kısaltmalara gidilmiş, bunun sonucunda coğrafya alanında araştırma ve yorumlara dayanan bilgilerden uzak kalınmış ve sonuçta coğrafya isim ezberlenen bir ders olarak görülmeye başlanmıştır.[15] Ancak bu kısaltmalar ve ezbercilik, coğrafya ilmindeki gelişmeleri uzun yıllar geciktirmiştir.

Sultan Abdüaziz döneminde (1861-1876) de, coğrafya ders kitapları hazırlanmasına devam edilmiştir. 1871 yılında, Abdurrahman Paşazade Abdulhalim tarafından Coğrafya-i Kebir, 1875 yılında Şirvanlı Ahmet Hamdi tarafından Usul-i Coğrafya-i Kebir adlı eserler yayınlanmıştır. Sultan Abdülhamid döneminde de (1876-1909) coğrafya alanında gerek ders kitapları ve gerekse ilmi manada eserlerin yayınlanmasına devam edilmiştir.[16]

19.yüzyılın sonlarında, belli başlı coğrafya sözlükleri ile askeri haritalar hazırlanmıştır. Yağlıkçızade Ahmed Rıfat Efendi’nin 1883 tarihinde hazırladığı Lügat-ı Tarihiyye ve Coğrafiye (7 cilt), Şemseddin Sami’nin 1889-1899 tarihleri arasında hazırladığı Kamusü’l-â’lâm (6 cild), Kolağası Ali cevad’ın 1900 yılında hazırladığı Memalik-i Osmaniyye’nin Tarih ve Coğrafya Lügatı (4 cilt) dönemin coğrafya ile ilgili çok sayıda maddeyi içeren önemli sözlüklerdir.

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerine gelindiğinde, devletin savaşlarda sürekli yenilgi alması ve zayıflamasına rağmen, bilimsel yönden önemli bir gerileme olmadığı dikkati çeker. Koca imparatorluk, sanki yeniden kurulacakmış gibi coğrafi alanda da çalışmalar devam eder. Özellikle 1913’lü yıllarda gerek Tefeyyüz ve gerekse Kanaat kitabevleri tarafından çok sayıda coğrafi eser yayınlanır. Bunlardan Tefeyyüz Kitabevi tarafından yayınlananların sayısı 30’u bulur. Bunlardan 6’sını çeşitli boyutlarda atlaslar teşkil eder.[17]

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, özellikle Sorbon Üniversitesi Mezunu, Darü’l-Fünun, Mülkiye Mektebi, Yüksek Muallim ve Maliye Mekteplerinde coğrafya öğretmenliği yapmış olan Faik Sabri(DURAN)’nin Kanaat Kitabevi tarafından yayınlanan kıtalar ve Osmanlı Coğrafyasına ait eserleri önemlidir. Bunlardan “Avrupa” adlı eserinin önsöz kısmında, Faik Sabri’nin ilk cümleleri şunlardır; “ Coğrafya bu son senelerde mühim bir değişime uğradı. Bundan otuz sene evvelki şeklinden artık çıktı ve son tereddütlerini atarak asıl maksad ve gayesine kavuştu. Mevcut ilimler arasında kendini mühim bir yer hazırladı. Bilinmeyen esaslara dayanan eski coğrafyanın karışık ve faydasız tekerlemeleri ile artık yetinilemez. Bundan böyle öğretmenler derslerinde öğrencilerine yalnız isim ezberlemekle vakit geçiremezler. Kıtalar, memleketler hakkında öğrencilerde unutulmaz hatıralar uyandırmaya, zihinlerde kalıcı izler bırakmaya, doğal olayları, çevrenin tesirini araştırmayı ve açıklamayı onlara alıştırmaya borçludurlar. Çünkü bugünün coğrafyası, yalnız ruhsuz isimler, uzun ve manasız rakamlar coğrafyası değil; fikirler, muhakemeler, mülahazalar coğrafyasıdır...”[18]

Cumhuriyet Döneminde Coğrafya

Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine geçişte, Türk bilim tarihinde önemli bir değişim yaşanmıştır. Bu değişim harf devrimidir. Sözkonusu bu devrim ile, kurulan genç Cumhuriyet, Batı Bilim dünyası ile yakınlaşırken, Osmanlı Bilim Dünyası’ndan oldukça uzaklaşmıştır. Harf devriminin ardından, cumhuriyetin ilk yıllarında, diğer tüm bilimlerde olduğu gibi, Coğrafya bilim alanında da, Osmanlıca yazılmış eserlerin çok az bir kısmının Yeni Türkçe’ye çevrilmiş olduğunu görmekteyiz. Çünkü kısa bir süre içinde, 600 yıllık bir birikimin hemen yeni kuşağa aktarılması imkansızdır. Bu nedenle Yeni Türkçe’ye çevrilen eserlerin çoğunluğunu okul ders kitabları teşkil etmiştir. Özellikle bu alanda, Faik Sabri’nin çalışmaları kayda değerdir. Faik Sabri, Osmanlıca olarak yazmış olduğu, Türkiye Coğrafyası ve Kıtalar Coğrafyası ile ilgili eserlerini, harf devriminden sonra Yeni Türkçe’ye çevirmiştir. Ancak hayatta olmayan ve çok eski dönemlerde yaşamış coğrafyacıların eserleri, arşiv ve kütübhanelerde, uzun yıllar bir daha açılmamak üzere tozlu raflara kaldırılmıştır.

Cumhuriyet döneminin ilk coğrafyacıları, 1915 yılında açılan İstanbul Darülfünun içindeki Coğrafya Darülmesaisi’nde yetişmişlerdir. Bunlar; Faik Sabri Duran, Ali Macit Arda, Selim Mansur ve Hamid Sadi Selen’dir.

1933 yılındaki Üniversite reformları neticesinde, İstanbul Darülfünun’u İstanbul Üniversitesi olarak eğitim ve öğretime başlamıştır. Coğrafya Darülmesaisi de, Edebiyat Fakültesi içinde Coğrafya Enstitüsü olarak yeniden yapılandırılmıştır. Bu Enstitünün yetiştirmiş olduğu ilk coğrafyacılar, ülkemiz coğrafya biliminin öncüleri olarak kabul edilir. Bunlar arasında İbrahim Hakkı Akyol (1888-1950), Besim Darkot (1903-1990), Ali Tanoğlu (1904-1974) ve Ahmet Ardel (1902-1978) bugün hayatta olmayan, ancak eserleri ile coğrafyacılar arasında yaşatılan coğrafyacı bilim adamlarıdır.

İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Enstitüsü, 1935 yılına kadar, yüksek öğrenim olarak ülkemizin tek coğrafya bölümü olarak kalmıştır. 1935 yılında Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi bünyesi içinde Coğrafya Bölümü (Enstitü) açılmıştır. Bu bölümün ilk yetiştirdiği coğrafyacı bilim adamlarından bugün hayatta olmayanları arasında, Cemal Arif Alagöz, Danyal Bediz, Cevat Rüştü Gürsoy ve Mecdi Emiroğlu, günümüz genç coğrafyacılarını eserleri ile aydınlatmaktadırlar.

Türkiye genelinde, İstanbul ve Ankara’daki Coğrafya bölümleri, 1974 yılına kadar, coğrafya alanında bilimsel araştırmalar yürüten iki önemli kurum olarak kalmışlardır. Ancak bu iki kuruma, 1974 yılında bir üçüncüsü Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi bünyesinde kurulan Coğrafya bölümü eklenmiştir. Bu alandaki gelişmeler, daha sonraki yıllarda hızla devam etmiştir. 1980’de Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, 1990’da Fırat Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi bünyelerinde Coğrafya bölümleri açılmıştır.

1981 yılında 2547 sayılı Yüksek Öğrenim Yasası ile, Eğitim Enstitüleri Fakülteye dönüştürülürken, Enstitülerin bünyesinde yeralan Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümleri içinde Coğrafya Anabilim dalları oluşturulmuştur . Bu anabilim dallarının bir kısmı daha sonra, bağımsız bölüm haline gelmişlerdir. Öte yandan iki yıllık Eğitim Yüksek Okulları da 4 yıllık Eğitim Fakülteleri’ne dönüştürülünce, bu fakülteler içinde de yeni coğrafya bölümleri kurulmaya başlanmıştır. Kuşkusuz yakın gelecekte, Türkiye’nin her ilinde bir coğrafya bölümü kurulacak ve coğrafya ilminin gelişmesine büyük katkılar sağlayacaklardır.

Bugün ülkemizde mevcut olan Coğrafya bölümleri ve anabilim dallarında görev yapmakta olan çok sayıda coğrafya bilim adamı bulunmaktadır. Bunlar, coğrafi alandaki araştırmalarına halen devam etmektedirler. Mevcut araştırmalar gözden geçirildiğinde, ülkemiz coğrafyasında hayli mesafeler katedildiği açıkça görülür. Özellikle son yıllardaki coğrafya alanındaki akademik çalışmalar (Yüksek lisans ve doktora tezleri, makaleler, kitaplar) bu gelişmeyi açıkça ortaya koyar.[19]

Sonuç

Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine uzanan yaklaşık 700 yıllık bir süre içinde Coğrafya ilmi gerçekten çok büyük bir gelişme kaydetmiştir. Ancak bugün gelinen nokta, yine de arzu edilen gelişmeyi gerçekleştirememiştir. Özellikle son dönemlerde, devletin bilimsel çalışmalar üzerinde uyguladığı maddi kısıtlamalar, diğer ilimlerde olduğu gibi coğrafya ilmine de büyük bir darbe indirmiştir.

Bugün Coğrafi alandaki çalışmalar, mevcut coğrafyacıların engin özverileriyle yürütülmektedir. Özellikle arazi gözlemlerine yönelik araştırmalar, durma noktasına gelmiş, sadece akademik alandaki ilerlemenin sağlanabilmesi için, kişisel özverilere dayanarak, büyük sıkıntılar içinde ve zorlukla yürütülmektedir. Yapılan araştırmalar, binbir güçlükle ve araştırıcıların bizzat kendi maddi katkılarıyla yayınlanabilmektedir. Yayın masraflarının yüksek meblağlar teşkil etmesinden ötürü, yayınlar çok az sayıda basılmakta ve dar bir çevreye hitap etmektedir. Bu da, yapılan araştırmaların uygulanabilirliğine gölge düşürmektedir.

Kâtip Çelebi’nin eserlerinde vurguladığı noktalar bugün için de geçerlidir. Coğrafya ilminden yoksun yöneticiler, ülkeyi gereği gibi yönetmekte zorluk çekmektedirler. Gerek ülkenin iyi yönetilmesi ve gerekse dünya ülkeleri arasında özlenen yerini alması bakımından, coğrafya ilmine gereken önem verilmelidir. Yoksa geçmişte Balıkçı ünvanıyla meşhur Venedik taifesi’nin, Osmanlı Devleti’ninboğazına gelip ve garba hükmeyleyen şanlı devlete karşı koyduğu gibi; bugün de her tarafında hazır bekleyen düşman, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin boğazını sıkıverir. Boğazının sıkılmaması için Türkiye Cumhuriyeti, Coğrafya ilmine gereken önemi vermelidir.

Tarih bir tekerrürden ibarettir. Bu söz gerçekten doğrudur. Geleceğe ümidle bakmak isteyen bir nesil tarihini ve özellikle tarihi coğrafyasını çok iyi bilmek zorundadır. Çünkü bugünün coğrafyası, tarihi coğrafya üzerine oturmuştur. Bu nedenle, satır aralıklarıyla sözünü ettiğimiz tarihi coğrafyamız çok iyi bir şekilde incelenmelidir. Özellikle, tüm dünya ülkelerinin dikkatlerini çeken ve yıllardır araştırmakla bitiremedikleri Osmanlı İmparatorluğu dönemine ait coğrafi eserlerin hepsi, Günümüz Türkçesi’ne çevrilmelidir. Böylece bugünün coğrafyası, tarihi coğrafyadan aldığı ışık ile geleceğe bir köprü oluşturacaktır. Köprünün geçmişteki ayağını oluşturan Tarihi Coğrafya, çok iyi bir şekilde araştırılmalıdır. Bu da Osmanlıca bilen coğrafyacılar ile mümkün olabilir. Bu sebeble, Üniversitelerimizin Tarih ve Türk Dili Edebiyatı bölümlerinde olduğu gibi, Coğrafya bölümlerinde de Osmanlıca öğretilmeye başlanmalıdır.

Bugün Ortadereceli okullarımızda okutulan coğrafya ders kitapları, özet bilgileri içermektedir. Öğrenciler bu özet bilgileri okurken tekrar özet çıkarmakta ve alınan bilgiler özetin özetini teşkil etmektedir. Sonuç olarak, orta öğretimdeki coğrafya öğretmenleri, öğrencilerine bu özetin özeti olan dar ve kısır bilgileri, test yoluyla imtihan etmekte ve öğrencileri ezberciliğe yönlendirmektedir. Özetin özetini içeren bilgiler, dağ, şehir, nehir adlarından ibaret olacaktır. Bu adlar, sadece bulmaca çözmede yardımcı olur. Coğrafya, bulmaca bilimi olmaktan çıkarılmalıdır.

Bugün, ortaöğretim ders kitapları hazırlanırken, Sultan II.Mahmut (1808-1839) dönemindeki ders kitaplarındaki uygulanan kısaltma metodu yeniden uygulama aşamasına getirilmiştir. Bu uygulamadan derhal vazgeçilmelidir. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan ortaöğretim coğrafya ders kitaplarındaki sayfa ve konu sınırlandırmaları derhal kaldırılmalıdır. Bundan böyle hazırlanacak olan ders kitapları, oldukça hacimli hazırlanmalıdır. Çünkü yorum yapmak ve akıl yürütmek, ancak hacimli kitapları okumakla mümkün olur.

Bir ilmin geçerliliği ve faydalı olması, uygulanabilirliği ile doğru orantılıdır. Coğrafya ilmi de böyledir. Coğrafya ilminin geçerli ve faydalı olabilmesi için, uygulanabilirlik derecesini yükseltmek gerekir. Bu sebeple Osmanlı Devleti’nin yükselme dönemlerinde olduğu gibi, devletin en üst yetkilisinden en alttaki görevlisine kadar, Türkiye ve Dünya Coğrafyası hakkında bilgilendirmek gerekir. Ayrıca devletin özellikle kalkınmasını ilgilendiren Devlet Planlama Teşkilâtı gibi kuruluşlarda coğrafyacıların araştırmalarına büyük ölçüde ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacın giderilmesi için, devletin kalkınması ile ilgili Bakanlık ve Teşkilâtlarda uzman coğrafyacıların görev yapması, ülke geleceği açısından son derece faydalı olacaktır.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Prof. Dr. Ramazan ÖZEY, Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Coğrafya Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi, Göztepe Kampüsü, Kadıköy-İSTANBUL.

[2] Prof.Dr.Ramazan ÖZEY, Marmara Üniversity, Atatürk Education Faculty, Geography Education Department. Göztepe-İSTANBUL.

[3] MEMİŞ, E.,1990, Tarihi Coğrafyaya Giriş. S.Ü. Yay.No.77, Eğitim Fak.Yay.No.17, KONYA.

[4] AK,M., 1993, Osmanlılar Döneminde Coğrafya. TDV İslâm Ansiklopedisi, Cilt.8, s.62-66, İSTANBUL

TAESCHER,F-SELEN,H.S.,1928, “Osmanlılarda Coğrafya.” Türkiyat Mecmuası, cilt.II, s.271-314, İSTANBUL.

ADIVAR,A.,1974, Osmanlı Türklerinde İlim. Remzi Kitabevi. İSTANBUL.

[5] AKYOL,İ.H., 1940, “Tanzimat Devrinde Bizde Coğrafya ve Jeoloji.” Maarif Matbaası, Ayrı Basım, İSTANBUL

AKYOL,İ.H., 1943, “Son Yarım Asırda Türkiye’de Coğrafya.” Türk Coğrafya Derg. Yıl.1,Sayı.2, ANKARA.

AKYOL,İ.H., 1945, “Osmanlı Türklerinde Coğrafya.” İslâm Ansiklopedisi, Cilt.3, İSTANBUL.

[6] PİRİ REİS, (Haz. Senemoğlu, Y.,) Kitab-ı Bahriye- Denizcilik Kitabı 1 ve 2. Tercüman 1001 Temel Eser, İSTANBUL.

[7] AFETİNAN,A., 1992, Piri Reis’in Hayatı ve Eserleri. Türk Tarih Kurumu Yay. VII. Dizi-Sa.69, ANKARA.

[8] T.T.K., 1991, Kâtip Çelebi Hayatı ve Eserleri Hakkında İncelemeler. Türk Tarih Kurumu Yay. VII.Dizi-Sa.33, ANKARA

[9] GÖKYAY,O.Ş., 1991, Kâtip Çelebi’den Seçmeler 1,2. Milli Eğitim Yay. 1187, Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi.312, Türk Klasikleri. 11, İSTANBUL

[10] KÂTİP ÇELEBİ., (Haz.Gökyay,O.Ş.), 1973, Tuhfetü’l-Kibar Fi Esfari’l Bihar. Milli Eğitim Basımevi, 1000Temel Eser Serisi, No.77, İSTANBUL.

[11] TANOĞLU,A., 1964, “Coğrafya Nedir?” İ.Ü. Coğrafya Enst.Derg. sayı14, s.1-14, İSTANBUL.

[12] EVLİYA ÇELEBİ., 1993, Seyahatname. Üçdal Neşriyat, 10 Cilt, İSTANBUL.

[13] AKYOL,İ.H., 1940, a.g.m. İSTANBUL.

[14] DOĞANAY,H., 1994, Türkiye Beşeri Coğrafyası. Gazi Büro Kitabevi, ANKARA.

DOĞANAY,H.,1993, Coğrafya’ya Giriş 1. Gazi Büro Kitabevi, ANKARA.

[15] ERİNÇ,S.,1973, Elli Yılda Coğrafya. Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı, 50.Yıldönümü Yay.No.11, ANKARA.

[16] TÜRKAY,C.,1958, İstanbul Kütüphanelerinde Osmanlılar Devrine Ait Türkçe,Arapça, Farsça ve Basma Coğrafya Eserleri Bibliyografyası. Maarif Vekâleti, Bilim Eserleri Serisi, maarif Basımevi, İSTANBUL.

TÜRKAY,C.,1959, Osmanlı Türklerinde Coğrafya. Maarif Basımevi, İSTANBUL.

[17] ALİ TEVFİK., 1913, Mufassal Memalik-i Osmaniye’nin Coğrafyası. Tefeyyüz Kitabevi, İSTANBUL.

[18] FAİK SABRİ.,1913-1915, Avrupa. Kanaat Kütüphane ve Matbaası, s.2, İSTANBUL.

[19] Cumhuriyet döneminde yapılmış coğrafi araştırmalar için bakınız;

DOĞANAY, H.,1993, Coğrafya’da Metodoloji. Milli Eğitim Bakn. Yay. Öğretmen Kitapları Dizisi 187, s.249-269, İSTANBUL.

NOT: Bu Bildiri, "21.Yüzyıla doğru Türkiye". III. Coğrafya Sempozyumu, 15-19 Nisan 1996, ANKARA'da sunulmuştur.

KAYNAK

http://www.ramazanozey.net/

DEĞERLİ HOCAMIN EMEKLERİNE SAĞLIK...

yok YorumYorum yaz!Bağlantı


3/1/2008 - OSMANLI ORTAÖĞRETİMİNDE COĞRAFYA

Kategori: Genel Cografya

Eğitim; Belli bir konuda, bir bilgi ve bilim dalında yetiştirme ve geliştirme, eğitme işi. Çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme, terbiye. Öğretim ise; Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, tedris, tedrisat, talim. Öğrenmeyi kolaylaştıracak etkinlikleri düzenleme, gereçleri sağlama ve kılavuzluk etme işi. Bu iki kelimenin anlamlarından da anlaşıldığı üzere, eğitim ve öğretim, birbirinden oldukça farklı, ancak birbirlerini tamamlayan ifadelerdir. Buna göre, bir milletin öz benliği ile ters düşmeyen tüm bilimleri öğrenmek öğretim, onu ülkesinde ve kendi yaşayışında uygulamak ise eğitimdir. Coğrafya dersi, hem eğitim ve hem de öğretim dersidir.

Osmanlı döneminin ilk yıllarından itibaren eğitim ve öğretime büyük önem verilmiştir. Özellikle ilk ve ortaöğretime denk gelen çeşitli eğitim kurumları, eğitim ve öğretimlerini zamanın bilimsel gelişmelerinin üzerinde bir performansla sürdürmüşlerdir. Sözkonusu bu eğitim ve öğretim kurumlarında okutulan derslerden biri de coğrafyadır. İnsanın yaşadığı çevre ile olan ilişkilerini konu alan coğrafya, ilk öğretimden ortaöğretimin son sınıfına kadar temel dersler arasında yerini almıştır.

Bir imparatorluğu ayakta tutan kurumlardan biri de şüphesiz eğitim ve öğretim kurumlarıdır. Eğitim ve öğretim kurumlarının seviyesi ile bir devletin ömrü, üstünlüğü ve gücü arasında sıkı bir bağlantı vardır.

Osmanlı döneminde eğitim ve öğretim faaliyetleri, her düzeyde, Tanzimat dönemine kadar ücretsiz olarak yürütülmüştür. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti döneminde de, 1980’li yılların sonlarına kadar devam etmiştir. Bu sebeble, eğitim alanında, Cumhuriyet’in 1980’li yıllardan sonraki dönemini, Osmanlı’nın Tanzimat dönemine benzetmek mümkündür.

Osmanlı döneminde Ortaöğretimde Coğrafya Eğitimi ve Öğretimi

Anadolu Selçuklu Devleti’nin zayıflamasıyla birlikte, Anadolu coğrafyasında, Beylikler Dönemi başlar. Anadolu uç beylerinden olan Osmanlı Beyliği 1299 yılında kurulduktan sonra, kısa sürede topraklarını genişletmiş ve beylikten imparotorluğa yükselmiştir. Osmanlılar, yıkılış tarihi olarak kabul edilen 1922 yılına kadar, üç kıtada çok geniş topraklar üzerinde, tarihte ömrü en uzun olarak kabul edilen (623 yıl) imparatorluklardan biri olan Osmanlı İmparatorluğu’nu kurmuşlardır.

Osmanlı devletinin kuruluşundan itibaren devlet sınırları içinde çok kuvvetli ve yaygın biçimde medrese sistemi kurulmuştur. Medreseler, devletin sonuna ve 1924’de kapatılmalarına kadar işlevlerini yürütmüşlerdir. Devletin üst düzeyde yöneticileri Enderun adı verilen eğitim kurumlarında yetişmişlerdir. Ayrıca tüm Osmanlı şehzadeleri, saraylarda özel eğitim ve öğretime tabi tutulmuşlardır.

Osmanlı medreselerinde, dini ilimlerin ağırlıkta olmasına rağmen, ders adının ve ders saatlerinin değişikliğe uğramasıyla birlikte, müsbet bilimler (Ulum-i Akliye) içinde coğrafya ilmi okutulmuştur.

Osmanlı döneminde, ilköğretimi oluşturan ve halk arasında Sıbyan mektebi veya Mahalle Mektebi adı verilen Darüttalim, Mektep, Mektephane, Darülilim, Muallimhane gibi adlarla anılan eğitim kurumlarını, devlet adamları yada zengin kişiler, çeşitli vakıflar kanalıyla kurarlardı. Bu okullarda öğretmen olabilmek için, sıbyan mektebi mezunları, ilköğretimin üzerinde Ortaöğretim adı verebileceğimiz bir eğitim ve öğretim programına dahil olurlardı. Muallim olabilmek için devam edilen Muallim mekteblerinde okutulan derslerden biri de, Heyet (Sema ve Arz) içinde Coğrafya dersidir.

Osmanlı saraylarında yürütülen eğitim ve öğretim sistemi ise, Şehzadegâh, Meşkhane ve Enderun mektebleridir. Bu eğitim kurumlarında da, Osmanlı Ülkeleri ve dünya hakkında coğrafya bilgilerinin okutulduğu bilinmektedir.

Osmanlı döneminde coğrafya ilmi ve bunun eğitim ve öğretimi ile ilgili gelişmeler, esas itibariyle, 17.yüzyıl başlarından itibaren başlamıştır. Özellikle bu gelişmelerin baş mimarı, Kâtip Çelebi’dir. 1608-1658 yılları arasında yaşamış olan çağını aşan ilim adamlarımızdan Kâtip Çelebi, devrinin en büyük coğrafyacılarından biridir. Coğrafyanın dışında felsefi konularda da eserler veren Kâtip Çelebi, yaşamış olduğu yıllardaki ilim düşmanlığına ve cehalete karşı büyük bir mücadeleye girişmiştir. “Talebeliğin hakirliğine bir saat katlanamayan bir kimse, cehaletin zilletinde ebediyyen kalmaya mahkum olmuş demektir.”diyen Kâtip Çelebi, çağına göre mükemmel ve modern bir eğitim ve öğretim anlayışına sahip bir ilim adamıdır. Kâtip Çelebi’nin eserleri incelendiğinde görülür ki, sadece coğrafya ilmi değil, köklü bir eğitim ve öğretim sistemi üzerinde durduğu anlaşılmaktadır.

Coğrafya Eğitimi ve Öğretimi’nin esas amacını, insanların yaşadıkları çevre ile olan ilişkilerini inceleyerek, toplumun kalkınmasını ve ilerlemesini sağlaması teşkil eder. Kâtip Çelebi “Cihannüma” adlı eserinde coğrafya ilmi hakkında şu bilgileri verir; “Coğrafya fenninde yalnız ülkelerin ahvali yazılmayıp belki oralarda oturanların usul ve adetleri, devlet işlerinin nasıl yürütüldüğü ve divan ahvali birlikte beyan olunmak, bu fennin vazifesi olduğu cihetinden, tarihe üstünlüğü vardır ve tercih olunur.” Yine Kâtip Çelebi, “Tuhfetü’l-Kibâr fi esfaril Bihar”adlı eserinde de coğrafya ilminin önemini ve gereğini şu şekilde vurgular; “Hafi olmaya ki, devlet işlerini üzerlerine almış olanlara bilinmesi lazım olan işlerden biri coğrafya fennidir. Bütün yeryüzü ahvalini bilmek kolay olmazsa, bari Osmanlı ülkesinin şekli ve etrafta sınırdaş olan memleketlerin tasviri bilinmek gerektir ki, bir yere sefer etmek ve asker göndermek lazım geldikte, ona göre tedarik oluna. Düşman vilayetine girmek ve sınır boylarını korumak tedbirlerini almak anında kolay olur. Bu babta fenden habersiz kimseler ile meşveret yetmez, yerli dahi olursa. Zira çok yerli vardır ki, kendi diyarını iyice bilip anlatmaktan acizdir. Ve bu ilmin lüzumuna şu delil yeter: Yerebatası küffar, ol ilimlere ehemmiyet ve değer vererek, Yeni Dünya’yı bulup Sind ve Hind limanlarına yayıldı. Venedik taifesi gibi bir hor hakir kavim ki, küffar hükümdarları arasında rütbesi duka payesinden ibarettir ve aralarında balıkçı unvanı ile meşhurdur, Osmanlı İmparatorluğu’nun boğazına gelip ve garba hükmeyleyen şanlı devlete karşı kodu...”

Osmanlı Devleti’nde eğitim ve öğretim faaliyetlerinde, ilk yenileşme hareketleri 1773 tarihinde, askeri okullarda başlamıştır. III. Mustafa döneminde, 1773’te, askeri deniz okulu olan Mühendishane-i Bahri-i Hümâyûn açılmıştır. İlk ve orta dereceli bir okula tekabül eden bu askeri deniz okulunda, denizcilik bilgileri, harita bilgisi ve coğrafya dersleri okutulduğu bilinmektedir. 1793 tarihinde, III. Selim döneminde açılan Mühendishane-i Berri-i Hümâyûn yani Askeri Kara Okulu’nda topçuluk, istihkam ve haritacılık öğretimi yapılmıştır. Öğretim süresi 4 yıl olan bu okulun 2.ve 3. Sınıflarında okutulan 5 adet dersten biri coğrafya’dır.

Sultan II.Mahmut (1808-1839) döneminde, 1824 tarihinde bir fermanla, ilköğrenim zorunlu hale getirilmiş ve çeşitli okullar açılmıştır. Bu okullardan birini teşkil eden ve 1834 tarihinde açılan Mektebi-i Fünun-u Harbiye, iki kısımdan oluşmuştu. 8 yıl süren I. Kısım öğrencilerinden başarılı olanlar, II. Kısıma alınmıştır. Bu okulun ikinci kısmında, zamanın şartlarına göre ileri derecede haritacılık, topoğrafya ve coğrafya alanında dersler okutulmuştur.

II. Mahmut’un mahlası olan Adlî’ye atfen, Şubat 1939’da açılan, özellikle sivil memur yetiştirmeyi amaçlayan Rüşdiye düzeyindeki Mekteb-i Maarif-i Adliye okulunun ders programında coğrafya dersi de yeralmıştır.

II. Mahmut döneminde diğer bilim dallarında olduğu gibi Coğrafya alanında da, ders kitaplarına büyük ağırlık verilmiştir. Ders kitapları hazırlanırken önemli ölçüde kısaltmalara gidilmiş, bunun sonucunda coğrafya alanında araştırma ve yorumlara dayanan bilgilerden uzak kalınmış ve sonuçta coğrafya isim ezberlenen bir ders olarak görülmeye başlanmıştır. Ancak bu kısaltmalar ve ezbercilik, coğrafya ilmindeki gelişmeleri uzun yıllar geciktirmiştir.

Sultan Abdülmecit (1839-1861), 1839’da tahta çıkınca, Reşit Paşa’nın etkisiyle, Tanzimat Fermanı (ya da Gülhane Hatt-ı Hümayûnu) denen bir ferman yayınlamış ve 1876 yılına kadar devam eden Tanzimat Devri’ni başlatmıştır. Sultan Abdülmecit (1839-1861) ile Sultan Abdülaziz (1861-1876)’in padişahlık dönemlerini içeren Tanzimat döneminde, siyasal ve sosyal bazı düzenlemeler yapılmıştır. Bu arada, eğitim ve öğretim konusunda da bazı düzenlemelere gidildiği görülmektedir. Bunların başında ortaöğretimde atılan yenilik ve gelişmeler gelir. Bu dönemde, orta öğretimi temsil eden Rüşdiyeler, İdadiyeler ve Sultaniyelerin sayısı hızla artırılmıştır. 1852 yılında İstanbul’da 12 Rüşdiye bulunmaktayken, 1874’de bu sayı 18’e yükselmiştir. 1853’de taşrada büyükçe şehir merkezlerinde 25 Rüşdiye açılmıştır. 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi gereğince, Osmanlı ülkelerinde hane sayısı 500’ü geçen şehir ve kasabaların tümünde Rüşdiye açılması zorunlu kılınmıştır. Öğretim süresi 4 yıl olan bu okulların yapımı ve her türlü ihtiyaçları Maarif İdaresi sandığından karşılanmıştır. Sözkonusu nizamnameye göre; erkek ve kız rüşdiyeleri ile idadiyelerin ders programlarında coğrafya dersi mecburi ders olarak konmuştur.

İptidai mektep denen ilkokullara öğretmen yetiştirmek amacıyla, 1868’de İstanbul’da Darulmuallimin-i Sıbyan mektebi açılmıştır. Öğretim süresi 1 yıl olarak düşünülen bu okulda, coğrafya dersi ders programına konmuştur. Bu tür okullar taşrada 1875’den itibaren açılmaya başlanmıştır. 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’ne göre, Rüşdiye, İdadiye ve Sultaniye şubelerinden oluşan bir büyük Darulmuallimin kurulması öngörülmüş ve bu okulların ders programları ayrı ayrı düzenlenmiştir. Okulun açılması ancak 1874’de Sıbyan, Rüşdiye ve İdadiye şubelerini kapsayacak şekilde mümkün olmuştur. Öğrenim süresi 2 yıl olan Darulmuallimin-i Sıbyan mektebinde, okutulan derslerden biri de Muhtasar Coğrafya’dır. Öğrenim süresi 3 yıl olan Darülmuallimin-i Rüşdiye’de Coğrafya, yine öğretim süresi 3 yıl süren Darulmuallimin-i İdadiye’de Kozmoğrafya ve Mebadi-i Ulum-i Tabiiye dersleri diğer derslerle birlikte zorunlu olarak okutulmuştur. 1877’de Darülmuallimin- Rüşdi ve Mülkiye Mekteblerinin ders programlarında her üç yıl için ayrı ayrı coğrafya dersi okutulduğu belirlenmiştir.

Tanzimat döneminde de, coğrafya ders kitapları hazırlanmasına devam edilmiştir. 1871 yılında, Abdurrahman Paşazade Abdulhalim tarafından Coğrafya-i Kebir, 1875 yılında Şirvanlı Ahmet Hamdi tarafından Usul-i Coğrafya-i Kebir adlı eserler yayınlanmıştır. Sultan Abdülhamid döneminde de (1876-1909) coğrafya alanında gerek ders kitapları ve gerekse ilmi manada eserlerin yayınlanmasına devam edilmiştir. Osmanlı döneminin çeşitli eğitim kademelerinde görev yapan Selim Sabit Efendi (1829-1910), 1874 tarihinde yayınlanan Rehnümâ-yı Muallimîn (Öğretmenlere Rehber) adlı kitabında şunları kaydeder; “ Coğrafyada öğrencilere harita ve yer küresi üzerinde beş kıta tanıtılacak, harita çizilmesi öğretilecektir.”

10 Mayıs 1876’da, İstanbul’da öğrenciler, iç ve dış siyasi alandaki olumsuz gelişmeleri protesto etmek için dersleri bıraktılar. 30 Mayıs 1876’da, V.Murat tahta çıkarıldı. Çok geçmeden 31 Ağustos 1876’da Sultan II. Abdulhamid tahta çıktı. 23 Aralık 1876’da, Padişah; Kanun-ı Esasi’yi kabul ve ilan etti. Böylece I.Meşrutiyet Devri başlamış oldu. Kanun-i Esasi’ye eğitim ile ilgili önemli maddeler girmiş olmasına rağmen, savaşlar nedeniyle hiçbir çalışma yapılamamıştır. Ruslar’ın İstanbul önlerine kadar gelmeleri, Kars, Ardahan ve Batum’u almaları, Osmanlı Devlet yetkililerini zor durumda bırakmıştır. Sultan II. Abdülhamid, 13 Şubat 1878’de parlemantoyu süresiz kaparak I. Meşrutiyet dönemini son vermiştir. 1878’den 1908 yılına kadar devam eden 20 yıllık Mutlakiyet döneminde, eğitim ve öğretim alanında önemli atılımlar yapılmıştır.

1882-1890 yılları arasında Rüşdiye’yi de içine alan İdadilerin Osmanlı ülkelerinde geniş ölçüde yayıldığı görülür.Bunlar, il merkezlerinde Rüşdiye ile birlikte 7 yıl, sancak merkezlerinde Rüşdiye ile birlikte 5 yıl eğitim ve öğretim veren idadilerdir. Abdülhamit dönemi sonlarında Osmanlı Ülkelerinde, 619 Rüşdiye (74’ü kız), 109 İdadiye mektebi bulunmaktaydı. Rüşdiyelerde 40 bin, İdadilerde 20 bin olmak üzere toplam 60 bin öğrenci eğitim ve öğretim görmekteydi. Maarif Salnamesi’nde,1898-1899 Eğitim ve Öğretim yılındaki İdadi ve Rüşdiyelerin ders programları incelendiğinde, coğrafya ders sayıları ve saatlerinin artmış olduğu görülür. Buna göre, İdadi ve Rüşdiyelerin 7.yılında 1 saat, diğer ilk 6 yılında her yıl haftada 2’şer saat coğrafya dersi ders programlarında yeralmıştır.

1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nin Darulmuallimin ile ilgili bazı hükümler, 1891 yılında değiştirilmiştir. Bu değişikliğe göre, Darulmuallimin’in İdadi şubeleri kapatılarak, her şubesi 2’şer yıl olmak üzere İptidaiye, Rüşdiye ve Âliye şubelerinden oluşmuştu. 1900 tarihinde darülmualliminlerin sayısı taşrada 15’i bulmuştu. 1898 tarihli Darulmuallimin ders programında, İptidaiye şubesinin 1.sınıfında Mebadisi ve Osmanlı Coğrafyası 2 saat, 2.sınıfında Umumi ve Osmanlı Coğrafyası 3 saa okutulmuştur. Kadın öğretmen yetiştiren 3 yıllık Darülmuallimat’ın (1898); 1.sınıfında 2, 2.ve 3.sınıflarında 1’er saat olmak üzere coğrafya dersi zorunlu dersler arasında yerini almıştır.

Mutlakiyet döneminde, ilk, orta ve yüksek öğretime yönelik olmak üzere çeşitli coğrafya kitabları, coğrafya sözlükleri ile askeri haritalar hazırlanmıştır. Yağlıkçızade Ahmed Rıfat Efendi’nin 1883 tarihinde hazırladığı Lügat-ı Tarihiyye ve Coğrafiye (7 cilt), Şemseddin Sami’nin 1889-1899 tarihleri arasında hazırladığı Kamusü’l-â’lâm (6 cild), Kolağası Ali cevad’ın 1897- 1900 yılında hazırladığı Memalik-i Osmaniyye’nin Tarih ve Coğrafya Lügatı (4 cilt) dönemin coğrafya ile ilgili çok sayıda maddeyi içeren önemli sözlüklerdir.

23 Temmuz 1908’de yeniden parlemanto açılıp II. Meşrutiyet dönemine geçildi. 1918 yılına kadar devam eden II. Meşrutiyet dönemi, siyasi ve askeri çalkantılarla geçmiştir. Trablusgarp Savaşı (1911), Balkan Savaşı (1912-1913) ve Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) bu dönemin önemli olaylarıdır. Özellikle Balkan Savaşları’nın ardından yaşanan büyük felaketlerden sonra, Osmanlı toplumunda, “Çökmekte olan Osmanlı Devleti’ni ancak eğitim ve öğretmenler kurtaracaktır. ”görüşü yaygınlaşmış ve bu görüş, toplumun eğitim ve öğretime eğilmesine yol açmıştır. Ancak ardı arkası kesilmeyen savaşlar, zaman zaman eğitim ve öğretimi sekteye uğratmıştır.

1908 tarihinde, 12 vilayet merkezindeki İdadilerin adı Sultaniye olarak değiştirildi. Sultanilerin sayısı Birinci Dünya Savaşı sıralarında 50’yi bulmuştu. Sultanilerin adına, 1911 yılında Lise denilmesi düşünülmüşse de, bu değişiklik ancak 1922 yılı sonunda gerçekleşmiştir. Öğrenim süresi 3 yıl olarak kabul edilen Sultanilerin, 1915 yılı ders programlarında, coğrafya derslerinin mecburi ders olarak yerini aldığı görülmektedir. Yine aynı yıl Darülmuallimin-i İptidai’nin ders programlarında, coğrafya dersleri, ilk üç yıl 2’şer saat, 4.sınıfta 1 saat olarak planlanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine gelindiğinde, devletin savaşlarda sürekli yenilgi alması ve zayıflamasına rağmen, bilimsel yönden önemli bir gerileme olmadığı dikkati çeker. Koca imparatorluk, sanki yeniden kurulacakmış gibi coğrafi alanda da çalışmalar devam eder. Özellikle 1913’lü yıllarda gerek Tefeyyüz ve gerekse Kanaat kitabevleri tarafından çok sayıda coğrafi eser yayınlanır. Bunlardan Tefeyyüz Kitabevi tarafından yayınlananların sayısı 30’u bulur. Bunlardan 6’sını çeşitli boyutlarda atlaslar teşkil eder. Bunlar arasında şu kitablar dikkat çekicidir; İbn Nüzhet Cevat bey tarafından yazılan, “Haritalı Musavver Coğrafya-i Umumi (1.ve 2.sene)”, “Haritalı Musavver Memalik-i Osmaniye Coğrafyası (1.ve 2.sene)”, Behram Münir bey tarafından yazılan “Vatan-ı Mukaddes Yahud Memalik-i Osmaniye Coğrafyası”, “Nevasül Resimli ve Haritalı Rehnümay-ı Coğrafya (1.ve 2.sene), “Yeni Tarzda Coğrafya”, Ali Tevfik bey tarafından kaleme alınan “Nevasül Coğrafya-i Umumi”, “Memalik-i Mahrusa Coğrafyası”, “Mufassal Memalik-i Osmaniye Coğrafyası”, Hüseyin Hıfzı bey tarafından hazırlanan “ “Mebde-i Coğrafya”, “Sualli ve Cevablı Musavver Coğrafya-i Osmani”, “Sualli ve Cevablı Rehnümay-ı Coğrafya-i Umumi”, “Sualli ve Cevablı Talim-i Coğrafya”, Ali Nazım beyin “Yeni Tertip Coğrafya Beş Kıta”, “Küçük Coğrafya”, “Haritalı Küçük Coğrafya” dır. Ayrıca atlaslar arasında, Muhammed Eşref bey tarafından hazırlanan “ Rüşdiye Mektebleri Atlası”, “İbtidaiye Mekteb-i Atlası”, “Umumi Mekteblere Mahsus Atlas”, “Mükemmel ve Mufassal Coğrafya-i Umumi Atlası” ile Nasrullah ve Rüşdü beyler tarafından hazırlanan “Mükemmel ve Mufassal Memalik-i Osmaniye Atlası” gibi eserler sayılabilir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, özellikle Sorbon Üniversitesi Mezunu, Darü’l-Fünun, Mülkiye Mektebi, Yüksek Muallim ve Maliye Mekteblerinde coğrafya öğretmenliği yapmış olan Faik Sabri (DURAN)’nin Kanaat Kitabevi tarafından yayınlanan kıtalar ve Osmanlı Coğrafyasına ait eserleri önemlidir. Bunlardan “Avrupa” adlı eserinin önsöz kısmında, Faik Sabri’nin ilk cümleleleri şunlardır; “ Coğrafya bu son senelerde mühim bir değişime uğradı. Bundan otuz sene evvelki şeklinden artık çıktı ve son tereddütlerini atarak asıl maksad ve gayesine kavuştu. Mevcut ilimler arasında kendini mühim bir yer hazırladı. Bilinmeyen esaslara dayanan eski coğrafyanın karışık ve faydasız tekerlemeleri ile artık yetinilemez. Bundan böyle öğretmenler derslerinde öğrencilerine yalnız isim ezberlemekle vakit geçiremezler. Kıtalar, memleketler hakkında öğrencilerde unutulmaz hatıralar uyandırmaya, zihinlerde kalıcı izler bırakmaya, doğal olayları, çevrenin tesirini araştırmayı ve açıklamayı onlara alıştırmaya borçludurlar. Çünkü bugünün coğrafyası, yalnız ruhsuz isimler, uzun ve manasız rakamlar coğrafyası değil; fikirler, muhakemeler, mülahazalar coğrafyasıdır...”

Osmanlı Döneminde Azınlık ve Yabancı Okullarında Coğrafya Eğitimi ve Öğretimi

Fatih Sultan Mehmed Han, 1453’de İstanbul’u fethettiğinde, bir lütuf olarak Rumlara ve Galata Latinlerine, inanç ve ibadetlerini sürdürmelerinde, mahalli idarelerinde, gelenek ve göreneklerini uygulamada ve benliklerini korumada sınırsız hak ve imtiyazlar vermiştir. Aynı haklardan Ermeniler ve daha sonraları Yahudiler de yararlanmışlardır. Azınlıkların serbest olduğu alanlardan biri de, eğitim ve öğretimdir. O dönemlerde, dini eğitim ile müsbet ilimler eğitimi aynı çatı altında yürütüldüğünden, azınlık okullarının eğitim ve öğretim sistemleri, Osmanlı eğitim ve öğretim sistemine benzerlik göstermektedir.

Osmanlı sınırları içinde, Rum, Ermeni ve Yahudilere ait azınlık okulları, denilebilirki hemen hemen Osmanlı İmparatorluğu’nun her döneminde eğitim ve öğretimlerini devam ettirmişlerdir. Sözkonusu bu azınlık okullarında, zaman, mekan ve milliyetlere göre değişen, az veya çok coğrafya dersleri okutulmuştur.

Programı Fransız eğitim sistemine göre hazırlanmmış olan ve 1868’de İstanbul’da açılan Galatasaray Mekteb-i Sultanisi’nde okutulan dersler arasında, Genel Coğrafya ve Osmanlı Coğrafyası dersleri de yeralmıştır.

Maarif Nazırı Zühtü Paşa’nın Protestan Okulları hakkında Abdülhamit’e arzettiği 1893 tarihli tezkerede, Beyrut’ta eğitim ve öğretimini sürdüren Amerikan Protestan Mektebi’nin ders programında mecburi derslerden birinin coğrafya olduğu görülür.

Österreichisches Sankt Georgs Kolleg 1882-1982 adlı kitabta, Avusturya Sankt Georgs kollejlerine ait 1897 tarihli ders cetvelinde, okulların 3-4-5-6.sınıflarında coğrafya dersleri okutulduğu kaydedilmektedir.

Cumhuriyet döneminde Ortaöğretimde Coğrafya Eğitimi ve Öğretimi

Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine geçişte, Türk bilim tarihinde önemli bir değişim yaşanmıştır. Bu değişim harf devrimidir. Sözkonusu bu devrim ile, kurulan genç Cumhuriyet, Batı Bilim dünyası ile yakınlaşırken, Osmanlı Bilim Dünyası’ndan oldukça uzaklaşmıştır. Harf devriminin ardından, cumhuriyetin ilk yıllarında, diğer tüm bilimlerde olduğu gibi, Coğrafya bilim alanında da, Osmanlıca yazılmış eserlerin çok az bir kısmının Yeni Türkçe’ye çevrilmiş olduğunu görmekteyiz.Çünkü kısa bir süre içinde, 600 yıllık bir birikimin hemen yeni kuşağa aktarılması imkansızdır. Bu nedenle Yeni Türkçe’ye çevrilen eserlerin çoğunluğunu okul ders kitabları teşkil etmiştir. Özellikle bu alanda, Faik Sabri’nin çalışmaları kayda değerdir. Faik Sabri, osmanlıca olarak yazmış olduğu, Türkiye Coğrafyası ve Kıtalar Coğrafyası ile ilgili eserlerini, harf devriminden sonra Yeni Türkçe’ye çevirmiştir. Ancak hayatta olmayan ve çok eski dönemlerde yaşamış coğrafyacıların eserleri, arşiv ve kütübhanelerde, uzun yıllar bir daha açılmamak üzere tozlu raflara kaldırılmıştır.

1924 tarihinde, öğretim süresi 5 yıl olan Darülmuallimin ve Darülmuallimat’ın 1 ve 3.sınıflarında 2’şer, 2 ve 4.sınıflarında 1’er saat coğrafya dersi okutulmuştur. Bu okullar, 1932-33 Öğretim yılında süresi 6 yıla çıkarılmış, ilk üç yılında genel ortaokulların programları uygulanmaya başlanmıştır. 1937-1938 Eğitim ve Öğretim yılında 3 yıllık Lise kısmında, coğrafya dersleri, 1 ve 3.sınıflarda 2’şer saat, 2.sınıfta 1 saat olarak programa konulmuştur. 1937-1938 Eğitim ve Öğretim yılında, 3 yıllık ortaokulların bütün sınıflarında ve yine 3 yıllık liselerin ilk iki sınıfında 2’şer saat, lise son sınıfta 1 saat olmak üzere coğrafya dersi okutulmuştur.

Cumhuriyet döneminde, ortaöğretim kurumlarında okutulan ders kitabları, uzun yıllar Ord.Prof.Dr. Besim Darkot, Prof.Dr. Sırrı Erinç ve Sami Öngör tarafından hazırlanmıştır. Bu kitabların, Ortaöğretim coğrafya öğretimine büyük katkıları olmuştur. 1987’li yıllardan sonra, ortaöğretim ders kitabları hazırlanmasında, Prof.Dr. Reşat İzbırak, Prof.Dr. Sırrı Erinç, Prof.Dr. İbrahim Atalay, Prof.Dr. Cemalettin Şahin, Prof.Dr. Erdoğan Akkan, Prof.Dr.Hayati Doğanay gibi akademisyenlerin katkıları büyük olmuştur.

1981-1982 Eğitim ve Öğretim yılı, ders programları incelendiğinde, ortaöğretimin orta kısmında Tarih ile Coğrafya derslerinin konuları birleştirilerek, 1 ve 2.sınıflarında 4’er, 3.sınıfında 3 saat olarak Sosyal Bilgiler dersi adı altında işlenmiştir. Lise kısmında ise 1 ve 2.sınıflarda 2’şer saat Coğrafya dersi yeralmış, ancak Lise son sınıfına Coğrafya dersi konmamıştır.

Cumhuriyet döneminde, coğrafya derslerinde ağırlıklı olarak Türkiye Coğrafyası konuları okutulmuştur. Bu uygulama 1987 yılına kadar sürdürülmüştür. Ancak 1987-1988 Öğretim yılında uygulamaya konulan müfredat programlarında coğrafya dersleri hem ders sayıları ve hem de ders kredileri azaltılmış, konular iyice yüzeyselleştirilmiştir. Bu müfredat programına göre, Ticaret ve Endüstri Meslek liselerinden coğrafya dersleri kaldırılmıştır. Liselerin ikinci ve üçüncü sınıfların fen bölümlerinde “seçmeli ders” konumuna getirilmiştir. Üniversite giriş sınavlarında, fen puanına göre yükseköğretim kurumuna kaydolmak isteyen fen bölümü öğrencileri, coğrafya dersi gereksiz diyerek bu dersi çoğunlukla seçmemişlerdir. Öte yandan sınıflarda okutulan coğrafya dersleri, coğrafyanın ilke ve metodlarından oldukça uzaklaştırılmıştır.

Cumhuriyet Döneminde Azınlık ve Yabancı Okullarında Coğrafya Eğitim ve Öğretimi

Maarif vekaletince onaylanan 1955-1956 Öğretim yılından itibaren uygulamaya konulmuş ders programlarına göre; Özel okulların orta kısımlarında, 1 ve 2.sınıflarda haftada 2’şer saat, 3.sınıfta 1 saat, lise kısımlarında 1-2-3.sınıflarında haftada 2’şer saat olmak üzere coğrafya dersi okutulması belirlenmiştir.

18 Ocak 1960 tarihli Maarif vekaletince onaylanan ders programlarına göre; Liseler için tüm sınıflarında 2’şer saat coğrafya dersi okutulması öngörülmüştür. 2 Kasım 1960 tarihinde, yabancı okulların ders programları yeniden görüşülmüş ve bazı değişikliklerle kabul edilmiştir. Buna göre, bu okulların orta kısımlarında bütün sınıflarda haftada 2’şer saat , Lise kısmında 1 ve 2. Sınıflarında 2’şer saat, 3 ve 4.sınıflarında 1’er saat coğrafya dersi konmuştur.

Bundan sonra yabancı okulların ders programlarında, farklı zamanlarda bazı değişiklikler içeren programlar hazırlanmışsa da, coğrafya ders programlarında pek fazla değişiklik olmamıştır. Ancak coğrafya derslerinde, Türk okullarında okutulan Türkiye Coğrafyası dersi yerine, azınlık okulunun bağlı bulunduğu ülkenin coğrafyası ağırlıklı olarak ders programlarında yeralmıştır.

1991-1992 öğretim yılında uygulamaya konulan “Ders Geçme ve Kredi Sistemi”, Türk okullarında olduğu gibi, yabancı özel okullarda da bazı değişikliklere sebeb olmuştur. Buna göre, Özel okulların 1 ve 2.sınıflarına mecburi 2’şer saat coğrafya dersi konmuş ve diğer sınıflarda coğrafya seçmeli dersler arasında gösterilmiştir.

Ortaöğretimde Coğrafya Eğitimi ve Öğretimi ile İlgili Sorunlar

Bugünün Türkiye’sinde, ortaöğretimde müşterek bir çok sorun bulunmaktadır. Ancak bu sorunlar, ayrıntıya inildiğinde, her bir bilim dalındaki aksaklıkların birikmesi olduğu görülür. Bu sebeble, ortaöğretimin sorunlarına çözüm aramak için, ayrıntıya inmek gerekir. Orta öğretimde sorunlar yumağında, coğrafya dersi ile ilgili olanlar, hayli fazladır. Bunun fazla oluşu, bu bilimin güncel, değişken ve uygulamalı olmasından kaynaklanır. Bugün Orta öğretimde coğrafya eğitimi ve öğretimi ile ilgili sorunlar ve çözümler ana başlıklar altında şu şekilde sıralanabilir.

1. Coğrafya ilmi ülke kalkınmasında önemli rol oynayan bir bilimdir. Çünkü, Coğrafya ilmi, uygulamalı bir bilimdir. Uygulama alanı bir bölge veya ülke olan coğrafya, uygulandığı bölge veya ülkenin planlaması ve kalkınmasında önemli rol oynar. Ülke arazisinin düz veya engebeli olup olmadığı, iklim özellikleri ile insan hayatı ilişkileri, toprağın tarımsal özellikleri, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri gibi kısacası doğal, beşeri ve ekonomik olayların dağılışları, sebeb ve sonuçları ile birbirleri arasındaki bağlantıları inceleyen coğrafya, ekonomik kalkınmanın belkemiğini oluşturur. Öte yandan ülkenin tüm doğal güzelliklerini, sosyal çeşitliliklerini ve ekonomik zenginliklerini ortaya koyarken, coğrafya; öğrenen insana, engin bir ülke sevgisi aşılar. Dünyayı ayrıntılı bir şekilde incelemesi bakımından coğrafya, siyasi ve askeri alanda önemli bir rol oynar. Tarih sahnesinde askeri yenilgilerin altında, mutlaka coğrafi olayların gözardı edilmesi yatar.

Coğrafya ilminin öneminden dolayı, geçmişten günümüze tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi, Osmanlı döneminden bugüne, orta öğretimde coğrafya dersleri zorunlu dersler arasında okutulagelmiştir. Ancak cumhuriyet döneminin son yıllarında uygulanan ders geçme ve kredili müfredat programlarında, coğrafyanın önemi gözardı edilmiştir. Sözkonusu bu programa göre, Meslek liselerimizin çoğunda coğrafya dersleri kaldırılmış, lise fen bölümlerinde seçmeli ders konumuna getirilmiş ve genel olarak coğrafya ders kredileri azaltılmıştır. Ancak bu pogramın aksak yönleri sonradan görülmüş ve ortaöğretimde yeniden sınıf geçme esası getirilmeye başlanmıştır. Bu değişikliklerden de anlaşılacağı üzere, cumhuriyet döneminde, ortaöğretim ders programlarında sık sık değişikliğe gidilmiştir. Her yapılan değişiklik, özellikle ülke sevgisinde önemli rol oynayan coğrafya ilminde ve dolaysıyla eğitim camiasında derin yaralar açmıştır.

Bu sebeblerden ötürü geçmişte olduğu gibi bugün de, ülke yönetiminde görev yapacak tüm yetkililerin ülkesini ve dünyayı iyi tanıması gerekir. Bunun için de, ortaöğretim gören tüm öğrencilerin alan ayrımı yapılmaksızın zorunlu olarak, coğrafya okuması şarttır.

2. Ortaöğretimde Coğrafya Eğitimi ve Öğretimi ile ilgili sorunlardan bir diğeri, öğretmenlik mesleği ile ilgilidir. Bugün için öğretmenli mesleğinin hemen hemen hiç bir cazibe tarafı kalmamıştır. Her yıl öğretmenliği cazip bir meslek haline getireceklerini belirten ilgililer, ne yazıkki bu sorunu sadece 24 Kasım öğretmenler gününde hatırlamaktadırlar. Öğretmenler Günü kutlamalarında söylenen birkaç tatlı söz ile öğretmenlerin sorunları çözümlenmeye çalışılmaktadır. Oysa eğitim söz değil, icraat işidir. İcraat yapılamayınca, her geçen yıl öğretmenlerin maddi ve manevi durumları daha da kötüye gitmektedir. Bu tehlikeli gidişe mutlaka vakit kaybetmeden bir dur diyen çıkmalıdır. Öğretmenlik mesleğinin kutsallığı, sadece sözlerle değil, akılcı ve gerçekçi icraatlarla doğrulanmalıdır. Aksi takdirde sorunlar yumağı haline gelen eğitim, büyük bir açmaza girecektir.

3. Ortadereceli okullardaki coğrafya öğretmenlerini yetiştiren yüksek okullar, Eğitim Fakülteleri, Dil ve Tarih-Coğrafya, Edebiyat, Fen- Edebiyat Fakülteleri’nin coğrafya bölümleridir. Bugün için orta dereceli okullarımızda coğrafya derslerinin bir kısmı, meslek dışı öğretmenleri tarafından yürütülmektedir. Buna karşılık, yeni mezun olan coğrafya öğretmen adayları, sınıf öğretmeni olarak atanmaktadır. Bu sorun acilen çözümlenmeli ve coğrafya bölümü mezunları, branş öğretmeni olarak atanmalıdır.

4. Bugün Ortadereceli okullarımızda okutulan coğrafya ders kitapları, özet bilgileri içermektedir. Çünkü, ders kitablarında sayfa sınırlandırması getirilmektedir. 150 ile 220 sayfa arasında hazırlanması istenen bu ders kitaplarının, 1/3’ini fotoğraflar, 1/3’ini harita ve grafikler doldurmaktadır. Öte yandan önsöz, içindekiler, yararlanılan kaynaklar ve diğer zorunlu yazılarla kitabın % 70’e yakını doldurulmaktadır. Geri kalan 50-60 sayfa içinde, bir yıl boyunca okutulacak coğrafi bilgiler bulunmaktadır. Sözkonusu bu sayfalarda, konu planı, hazırlık soruları, ödev soruları ile doldurulmakta, yalın metin olarak sayfa adeti 25-30 sayfaya düşürülmektedir. İnanın bir öğretmen, ders kitabını değilde, öğrencilerine ders notu tuttursa, bir yıl boyunca 100 sayfaya yakın ders notu yazdırır. Hakkıyle eğitim ve öğretim yapmak isteyen bir öğretmen çok zorluk çekmektedir. Çünkü öğretmenler ders anlatırken, ders konusunu sadece kitaba bağlı olarak anlattığı takdirde, konu 5 dakikadan daha az bir sürede bitmektedir. Ders saatini doldurmak amacıyla öğretmenler aynı konuyu kitaptan ders boyunca, sınıfın bütün öğrencilerine ayrı ayrı okuttuğu halde, ders saatinin yarısını dolduramamaktadır. Diğer yarısı ise şamata ve gırgır ile doldurulmaktadır. Bu durum son derece düşündürücüdür. Bu düşündürücü durum, ortaöğretim için hazırlanan coğrafya ders kitablarında gözönünde tutulmalıdır. Bunun için de, Milli Eğitim Bakanlığı, coğrafya kitabları hazırlama şartlarını yeniden gözden geçirmeli, harita, grafik, fotoğraf ve ödev soruları, kitap sayfasının dışında tutulmalıdır.

5. Coğrafya derslerinde yaşanan bir diğer çarpıklık sınavlarda yaşanmaktadır. Öğrenciler, 25-30 sayfayı ancak bulan ders notunun, birinci dönemde ilk sınavlarını 5-10 sayfadan olmaktadır. 5-10 sayfalık bilgileri ezberleyen ve çok yüksek not alan bir öğrenci, kitabın geri kalan kısmını okumasa da sınıfını geçebilmektedir. Velevki birinci dönem zayıf almış olsa bile, toplam 30 sayfayı bulmayan metin kısmını oluşturan özet bilgileri okurken tekrar özet çıkarmakta ve alınan bilgiler özetin özetini teşkil etmektedir. Sonuç olarak, orta öğretimdeki coğrafya öğretmenleri, öğrencilerine bu özetin özeti olan dar ve kısır bilgileri, test yoluyla imtihan etmekte ve öğrencileri ezberciliğe yönlendirmektedir. Özetin özetini içeren bilgiler, dağ, şehir, nehir adlarından ibaret olacaktır. Bu adlar, sadece bulmaca çözmede yardımcı olur. Coğrafya, bulmaca bilimi olmaktan çıkarılmalıdır. Sonuç olarak, coğrafya dersleri, ezberci bir sistemin dışına çıkarılmalıdır.

Bugün, ortaöğretim ders kitapları hazırlanırken, Sultan II.Mahmut (1808-1839) dönemindeki ders kitaplarındaki uygulanan kısaltma metodu yeniden uygulama aşamasına getirilmiştir. Bu uygulamadan derhal vazgeçilmelidir. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan ortaöğretim coğrafya ders kitaplarındaki sayfa ve konu sınırlandırmaları derhal kaldırılmalıdır. Bundan böyle hazırlanacak olan ders kitapları, oldukça hacimli hazırlanmalıdır. Çünkü yorum yapmak ve akıl yürütmek, ancak hacimli kitapları okumakla mümkün olur. Ortaöğretim coğrafya programları hazırlanırken, bu alanda akademik olarak yetişmiş bilim adamlarının görüşleri alınmalıdır.

6. Coğrafya, bir uygulama bilimidir. Teorik bilgilerin uygulama aşamasına getirilmesi şarttır. Coğrafya’nın konusunu yeryüzü teşkil eder. Uygulama sahası da yeryüzüdür. Bu sebeble, coğrafya dersi işlenirken, mutlaka arazi çalışmalarına önem verilmelidir.Oysa ortaöğretim programlarında, arazi uygulamalarının yapılması için, geçmiş dönemlerde ayrılan ödeneklerin tümü kesilmiştir. Böylece uygulama bilimi olan coğrafya dersleri teorik hale getirilmiş ve okul dersanelerine hapsedilmiştir. Gerçekçi ve yararlı bir eğitim ve öğretim yapılabilinmesi için, coğrafya derslerinin uygulama yapılması ve bunun için Milli Eğitim bütçesinden ortaöğretim kurumlarına “Arazi Tatbikatı Ödeneği” verilmesi gerekmektedir.

7. Cumhuriyet döneminin ilk dönemlerinde tüm ortaöğretim kurumlarında birer coğrafya odaları vardı. Bu odalarda, çeşit çeşit duvar haritaları, küreler, kabartma haritaları, slayt, film, epidiyaskop gibi görsel aletler ve bunların gereçleri bulunuyordu. Coğrafya öğretmenleri, derse girmeden önce coğrafya odalarına uğrar, ders konusu için gerekli olan tüm araç ve gereçleri alır, dersi görsel olarak anlatırdı. Ancak bugün bu odaların çoğu bakımsızlık ve ilgisizlik yüzünden çoğu harap oldu ve dersane sıkıntısı yüzünden çoğu coğrafya odaları iptal edildi. Yeni yapılan ortaöğretim kurumlarında ise, böyle bir odanın gerekliliği daima gözardı edildi. Dolaysıyla bugün ortaöğretim kurumlarımızda, coğrafya dersleri ruhsuz, zevksiz ve öğreticilikten uzak bir şekilde ezbere işlenmektedir. Bu da coğrafya ilminin özüne ters düşmektedir. Bu sebeble modern bir eğitim için, mutlaka coğrafya odalarına büyük ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç vakit geçirilmeden giderilmelidir.

8. Osmanlı İmparatorluğu’nun Tanzimat döneminden itibaren başlayan paralı eğitime geçiş ve özel okul furyası, bugün de yaşanmaktadır. Eğitim alanında, Tarih sanki yeniden tekerrür etmektedir. Bugün, ülkemizde özel okulların hızla gelişmesi, özellikle yetişmiş eğitim elemanı açısından devlet okullarına büyük darbeler indirmiş ve devlet okulları laşkalaşmış ve Milli Eğitimimiz sorunlar yumağı haline getirilmiştir. Sorunun çözümü gayet basittir. Bunun için, tarihe bakmak ve tarihten ders almak gerekmektedir. Eğitim sistemimiz, Osmanlı döneminin gelişme dönemindeki sisteme uyarlanmalı ve çağın yenilikleriyle yeniden donatılmalıdır. “Devlet okulu - Özel okul” ayrımına son verilmelidir. Devlet okullarının tamamı yarı özelleştirilmeli, öte yandan özel okulların statüleri yeniden gözden geçirilmelidir. Yani eğitim kurumlarının tüm giderleri, zaman zaman devletin maddi desteğini de alan, halk tarafından oluşturulacak “Eğitim Vakıfları”na yüklenilmelidir. Ancak tüm okulların eğitim sistemleri, devlet tarafından düzenlenmeli ve eğitim gerçekten millî olmalıdır. Devlet-Millet kaynaşması ile oluşturulacak eğitim kurumlarında, engin bir yurt sevgisi aşılayan ve dünya ufkunu genişleten Coğrafya derslerine ağırlık verilmelidir.

Bugün ortaöğretim kurumlarımızda, coğrafya eğitim ve öğretiminde görülen sorunlar, ülkenin içinde bulunduğu genel ekonomik kalkınma ile yakından ilgilidir. Osmanlı döneminin ekonomik olarak üstün olduğu dönemlerde, eğitim ve öğretim altın çağını yaşamıştır. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından, eğitim ve öğretime büyük ağırlık verilmiş ise de, özellikle son yıllarda devletin genel bütçesinden eğitim ve öğretime ayrılan pay iyice azaltılmıştır.

Bugün, eğitim ve öğretimde yapılan kısıtlamalar, ülke ekonomisinde yaşanan sıkıntılara maledilmektedir. Ancak kalkınmaya hiçbir katkısı olmayan kalemlere, sınırsız harcamalar yapılmakta ve ülkenin içinde bulunduğu ekonomik bunalım gözardı edilmektedir.

Eğer gelecekte, kalkınmış bir Türkiye görülmek isteniyorsa, bugünün yöneticileri; eğitim ve öğretimin tüm sorunlarına acil çözümler üretmelidir. Başta eğitim ve öğretim alanında uyguladıkları tüm kısıtlamaları kaldırmalı ve modern dünyanın modern eğitim ve öğretim seviyesini yakalamalıdırlar.

BİBLİYOGRAFYA

ADIVAR A.,1974, Osmanlı Türklerinde İlim. Remzi Kitabevi. İSTANBUL.

AFETİNAN A., 1992, Piri Reis’in Hayatı ve Eserleri. Türk Tarih Kurumu Yay. VII. Dizi-Sa.69, ANKARA.

AK M., 1993, “Osmanlılar Döneminde Coğrafya.” T.D.V. İslâm Ansiklopedisi, Cilt.8, s.62-66, İSTANBUL

AKKAN E., 1972, “Cumhuriyet’in 50. Yıldönümünde Coğrafya.” A.Ü. D.T.C.F. Coğrafya Araş.Derg. Sayı.5-6, s.1-5, ANKARA.

AKYOL İ.H., 1940, “Tanzimat Devrinde Bizde Coğrafya ve Jeoloji.” Maarif Matbaası, Ayrı Basım, İSTANBUL

AKYOL İ.H., 1943, “Son Yarım Asırda Türkiye’de Coğrafya. I: Mutlakiyet Devrinde Coğrafya” Türk Coğrafya Derg. Sayı.1,s 3-15, ANKARA.

AKYOL İ.H., 1943, Meşrutiyet Devrinde Coğrafya.” Türk Coğrafya Derg. Sayı 2, s.121-136, ANKARA.

AKYOL İ.H., 1943, “Son Yarım Asırda Türkiye’de Coğrafya III: Cumhuriyet Devrinde Coğrafya.” Türk Coğrafya Derg. Sayı 3-4, s.247-276, ANKARA.

AKYOL İ.H., 1945, “Osmanlı Türklerinde Coğrafya.” İslâm Ansiklopedisi, Cilt.3, İSTANBUL.

AKYÜZ,H., 1988, “Kâtip Çelebi’de İlim ve Eğitim.” Atatürk Üniv.Fen-Ed.Fak.Araştırma Derg. Sayı.16, Fasikül 3, s.201-220, ERZURUM.

AKYÜZ,Y.,1994, Türk Eğitim Tarihi (Başlangıçtan 1993’e). Kültür Koleji Yay.4, İSTANBUL.

ALİ TEVFİK., 1913, Mufassal Memalik-i Osmaniye’nin Coğrafyası. Tefeyyüz Kitabevi, İSTANBUL.

ARDEL,A., 1966, “Coğrafya Nedir ve Nasıl Öğretilmelidir?” Türk Kültürü, Sayı 40, s.373-376, ANKARA.

ALAGÖZ,C.A., “Uçak Devri ve Coğrafya.” Türk Coğrafya Kurumu, Coğrafya Haberleri, Sayı 2, s.1-5, ANKARA.

BÜYÜKKARCI,S.,1995, İstanbul Sankt Georg Avusturya Okulları ve Bu Okulların Türk Eğitim ve Öğretim Sistemine Etkileri. Damla Ofset Matbaacılık, KONYA.

DOĞANAY,H., 1983, “Okullarımızda Coğrafya Öğretiminin Temel Meseleleri.” Milli Eğitim ve Kültür Derg. Sayı.19, s.23-33, ANKARA.

DOĞANAY,H.,1984, “Liselerde Ödevler ve Coğrafya Ödevleri.” Milli Eğitim ve Kültür Derg. Sayı 28, ANKARA.

DOĞANAY,H., 1986, “Milli Coğrafya 1. Ortaokul Ders Kitabı Hakkında Rapor.” Türk Kültürü Derg. Sayı 273, s.53-57, ANKARA.

DOĞANAY,H., 1989, “ Coğrafya ve Liselerimizde Coğrafya Öğretim Programları.” Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Coğrafya Araş.Derg. Cilt 1, Sayı 1, ANKARA.

DOĞANAY,H.,1993, Coğrafya’ya Giriş 1. Gazi Büro Kitabevi, ANKARA.

DOĞANAY, H.,1993, Coğrafya’da Metodoloji. Milli Eğitim Bakn. Yay. Öğretmen Kitapları Dizisi 187, s.249-269, İSTANBUL.

DÖNMEZ,Y., 1964, “ Coğrafya Öğretimi.” Türk Kültürü, Sayı 18, s.94-95, ANKARA.

ELİBÜYÜK,M., 1986, “Milli Coğrafya Ders Kitapları Hakkında Düşünceler.” Türk Kültürü Dergisi, Sayı 275, s.168-180, ANKARA.

ELİBÜYÜK,M.,1995, Matematik Coğrafya. Ekol Yayınevi, ANKARA.

ERİNÇ,S.,1973, Elli Yılda Coğrafya. Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı, 50.Yıldönümü Yay.No.11, ANKARA.

EVLİYA ÇELEBİ., 1993, Seyahatname. Üçdal Neşriyat, 10 Cilt, İSTANBUL.

FAİK SABRİ (DURAN).,1913-1915, Avrupa. Kanaat Kütüphane ve Matbaası, s.2, İSTANBUL

FISHER, W.B., (Çev. EROL,O.), 1981, “Coğrafya’da Bugünkü Gelişmeler.” A.Ü. D.T.C.F. Coğrafya Araş.Derg. Sayı 10, s.207-214, ANKARA.

GÖKYAY,O.Ş., 1991, Kâtip Çelebi’den Seçmeler 1,2. Milli Eğitim Yay. 1187, Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi.312, Türk Klasikleri. 11, İSTANBUL.

HAYDAROĞLU, İ.P.,1990, Osmanlı İmparatorluğu’nda Yabancı Okullar. Kültür Bakn.Yay.1202, Kaynak Eserler 47, ANKARA.

İZBIRAK,R., 1969, “Coğrafi Araştırma Gezileri ve Hazırlıkları.” A.Ü. D.T.C.F. Coğrafya Araş.Derg. Sayı 2, s.1-62, ANKARA.

KÂTİP ÇELEBİ., (Haz.Gökyay,O.Ş.), 1973, Tuhfetü’l-Kibar Fi Esfari’l Bihar. Milli Eğitim Basımevi, 1000Temel Eser Serisi, No.77, İSTANBUL.

KÂTİP ÇELEBİ., (Haz.Gökyay,O.Ş.), 1980, Mizanül Hak. Tercüman 1001 Temel Eser serisi, İSTANBUL.

KODAMAN,B.,1980, Abdülhamit Devri Eğitim Sistemi. İSTANBUL.

KÖKSAL,A.,1981, “Yeni Coğrafya Hakkında.” A.Ü. D.T.C.F. Coğrafya Araş.Derg. Sayı 10, s.83-90, ANKARA.

MEMİŞ, E.,1990, Tarihi Coğrafyaya Giriş. S.Ü. Yay.No.77, Eğitim Fak.Yay.No.17, KONYA.

ÖZEY,R., 1993, “D.P.T. Çalışmalarına Coğrafi Açıdan Bir Yaklaşım.” Türk Coğrafya Kurumu, Araş.Derg. S.28, İSTANBUL.

ÖZEY,R., 1994, “Coğrafi Bölgeler Perspektifinde Kalkınma Modelleri.” Türk Coğrafya Kurumu, Araş.Derg. S.29, İSTANBUL.

ÖZEY.R., 1996, “Osmanlı Döneminden Bugüne Coğrafya.” A.Ü. D.T.C.F. III. Ulusal Coğrafya Sempozyumu, ANKARA.

PİRİ REİS, (Haz. Senemoğlu, Y.,) Kitab-ı Bahriye- Denizcilik Kitabı 1 ve 2. Tercüman 1001 Temel Eser, İSTANBUL.

TAESCHER,F.,-SELEN,H.S.,1928, “Osmanlılarda Coğrafya.” Türkiyat Mecmuası, cilt.II, s.271-314, İSTANBUL.

TANOĞLU,A., 1964, “Coğrafya Nedir?” İ.Ü. Coğrafya Enst.Derg. Sayı 14, s.1-14, İSTANBUL.

T.T.K., 1991, Kâtip Çelebi Hayatı ve Eserleri Hakkında İncelemeler. Türk Tarih Kurumu Yay. VII.Dizi-Sa.33, ANKARA

TÜMERTEKİN,E., 1984, “Planlama Eğitiminde Coğrafya.” İ.Ü. Deniz Bil. Ve Coğrafya Ens.Bülteni, sayı.1, s.69-76, İSTANBUL.

TÜRKAY,C.,1958, İstanbul Kütübhanelerinde Osmanlılar Devrine Ait Türkçe, Arapça, Farsça ve Basma Coğrafya Eserleri Bibliyografyası. Maarif Vekalati, Bilim Eserleri Serisi, maarif Basımevi, İSTANBUL.

TÜRKAY,C.,1959, Osmanlı Türklerinde Coğrafya. Maarif Basımevi, İSTANBUL.

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Prof.Dr.Ramazan ÖZEY, Marmara Üniversitesi, Atatürk Eğitim Fakültesi, Coğrafya Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi, Göztepe Kampüsü, Kadıköy-İSTANBUL.

NOT: Bu bildiri; “Osmanlı Döneminden Bugüne Orta Öğretimde Coğrafya Eğitimi Ve Öğretimi.” adıyla, 2. Ulusal Eğitim Sempozyumu, 18-20 Eylül 1996. Marmara Üniv. Atatürk Eğt. Fak. 1996. İstanbul'da sunulmuştur ve Sempozyum dergisinde yayınlanmıştır.

 

KAYNAK

http://www.ramazanozey.net/

DEĞERLİ HOCAMIN EMEKLERİNE SAĞLIK...

yok YorumYorum yaz!Bağlantı


2/12/2007 - COĞRAFYA NİÇİN ÖNEMLİDİR? NİÇİN COĞRAFYA OKUMALIYIZ?

Kategori: Genel Cografya

Coğrafya niçin Önemlidir?
Niçin Coğrafya Okumalıyız?

Strateji ve jeopolitik bilimin teorileri, coğrafi görüşlere dayanır. Tarihteki savaşlarda da ilk hedefler hep stratejik coğrafi konuma sahip yerler olmuştur. Bu gibi yerlerin savunulması,askeri taktik ve savaş alanlarının hazırlanması için bölgenin iklim şartlarını arazinin engebe durumunu, matematik ve özel konumunu iyi bilmek gerekmektedir. Bunların yapılabilmesi içinde jeomorfoloji, kartografya, klimatoloji gibi coğrafi bilgilere ihtiyaç vardır.

Sözgelimi Napolyon 420 bin kişilik ordusuyla, 24 Haziran 1812 de Moskova’ya sefere çıktığında sefil bir şekilde 50 bin kişiyle Fransa’ya geri dönmek zorunda kalmıştı. Bu ağır yenilginin sebebi şiddetli kış şartlarıydı. Hatta Napolyon bu seferde “Rus ordularına değil, ağır kış şartlarına yenildik.” demişti. Gerçektende Napolyon bu sefere çıkarken, Doğu Avrupa’nın Kasım ve Aralık aylarındaki çetin kış şartlarını dikkate almamıştı. Coğrafi şartlar bakımından sefere çıkış zamanlamasını, bu ünlü Devlet adamı ve komutanı bile yanlış yapmış , büyük bir hezimete uğramıştı.

Benzer hataları II. Dünya savaşı yıllarında Rusya’ya saldıran Hittlerin yaptığı taktik yanlışı ve Enver Paşanın Sarıkamış Harekatında görmekteyiz.

1991 deki Körfez Savaşında Irak’a Güneyden saldırıya geçen ABD kuvvetleri, Irak’ta hakim rüzgarların Kuzeyden esmesi yüzünden Kimyasal silahlardan çıkan zehirli gazlara maruz kaldı. Bu askerler “Körfez Savaşı Sendromu” adı verilen hastalığa yakalanmışlardı.

ABD tankları, operasyonun başlamasından 4 gün sonra yağan yağmur nedeniyle Suudi Arabistan çöllerinde yarım metre çamura batmıştı.

Görüldüğü gibi Milletler arası ilişkilerde, harp sanatında,ülke yönetiminde özellikle devlet adamlarının ve yöneticilerinin hem ülkelerinin coğrafyasını, hem de Dünya coğrafyasını çok iyi bilmeleri gerekmektedir.

Atatürk “Ben askeri meseleleri olduğu gibi, siyasi meseleleri de haritadan mütalaa ederim” derken bu bilimin önemini vurgulamıştır.

 

KAYNAK

http://www.cografya.tv/news.php

 

paylaşım için teşekkürler. sağolun. coğrafya tv.

 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı


2/12/2007 - TARİHTEN GÜNÜMÜZE COĞRAFYA

Kategori: Genel Cografya

Tarihten Günümüze Coğrafya

Yeryüzünün tamamını veya bir bölümünün; fiziki, beşeri ve iktisadi olaylarını inceleyen Coğrafya ilminin ana temasını insan oluşturur. İnsanın olduğu her yerde Coğrafya ilmi vardır. Bu nedenle, insanoğlunun dünyaya geldiği ilk insanlardan bugüne, az veya çok çevre ile ilgisi olmuştur.

Avcılık veya toplayıcılık dönemlerinde bile, insanoğlu; geçimini sürdürebilmek için, daha iyi av sahalarını veya daha verimli toplama bölgelerini araştırmaya yönelmiştir. Böylece, belki farkında olmadan Coğrafya ilmi ile meşgul olmuş ve kazandığı tecrübe ve bilgilerini nesilden nesile aktarmaya devam etmiştir.

Coğrafya ilmi ile ilgili bilinen en eski belge, M.Ö. 2400 veya 2700 yıllarında Babilliler tarafından, Babil çevresini gösteren taslak haritadır. Anlatım yolu ile Coğrafya ilmine ait bilgiler veren Heredot, M.Ö. 484-426 tarihlerinde yaşamıştır. Bodrum doğumlu olan Heredot, Libya kıyılarından Güney Avrupa'ya oradan Hindistan'a kadar olan geniş bölge hakkında ayrıntılı bilgiler veren dokuz ciltlik eser yazmıştır.

Eskiçağ’dan Ortaçağ’a, Coğrafya ilmindeki gelişmeler devam etmiş, ancak bu konudaki araştırmalar daha ziyade İslam Coğrafyacıları tarafından yürütülmüştür. Mesudi, Biruni, İdrisi, İbn Batuta, İbn Haldun bunlardan bazılarıdır.

Yeniçağ’a geçerken, coğrafi alanda büyük bir reform denilebilecek Büyük Coğrafi Seyahatler gerçekleşmiş ve Yeni Dünya karalarının tanınması gerçekleşmiştir. Osmanlı dönemindeki Coğrafi araştırmalar, işte bu çağa rastlar. Piri Reis (1470-1554), Katip Çelebi (1608-1652) ve Evliya Çelebi (1611-1682)'nin başını çektiği bilim adamları, Osmanlı Coğrafyacıları olarak bilinir.

Dünya Yeniçağ'ı geride bırakıp, Yakınçağ'a geçerken, Büyük Coğrafya Seyahatlerinin devamı niteliğini taşıyan, Avrupalı seyyahların yeniden seyahatlerine başladıkları ve coğrafi araştırmaların Okyanusya ve Antarktika’ya yöneldiğini görmekteyiz. 1953 yılında Everest Tepesi'ne ulaşılması ve 1960 yıllında Büyük Okyanus'un en derin noktasının Marian Çukurluğu olduğu tesbit edilmesinden sonra, Dünya üzerindeki araştırmaların kısmen tamamlandığı kabul edilmiş ve uzay yolculukları ve derin deniz araştırmalarına doğru bir yönelme gözlenmiştir. 1957'de başlanan Uzay Araştırmaları, 16 Temmuz 1969 yılında ilk insanlı Ay yolculuğu ile, Coğrafya ilminin çalışma sahasını genişletmiş ve önce İnsanın gidebildiği her yer, Coğrafya ilminin çalışma bölgesi olarak görülmeye başlanmıştır.

Bugün artık Coğrafya ilmi metot ve ilke olarak; Büyük Coğrafya Seyahatleri gibi gezi ilmi yerine, araştırma gezilerinin yanında, sebep-sonuç, dağılış ve bağlantı ilkelerini de geliştirerek çok geniş boyut kazanmış ve sonuçta modern coğrafya doğmuştur.

Coğrafi Seyahatlerden Modern Coğrafya'ya doğru geçişte, Osmanlı döneminde de belirgin gelişmelerin olduğu görülmektedir. Özellikle Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, Coğrafya ilmi ile ilgili dikkate değer gelişmelerin olduğu bilinmektedir. Osmanlı döneminden genç Türkiye Cumhuriyeti'ne doğru geçişte, kısmen duraksamış gibi görülen Coğrafya ilmi, kısa sürede gelişme göstererek, eksisiyle artısıyla, bugünkü seviyesine ulaşmıştır.

Prof. Dr. Ramazan ÖZEY

Bilgilendirmeden dolayı teşekkürler değerli hocam.

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı


1/12/2007 - GENEL COĞRAFYA

Kategori: Genel Cografya

COĞRAFYA BİLGİ SİSTEMLERİ (CBS)

Coğrafya Bilgi Sistemi (CBS)

COĞRAFYANIN ÖNEMİ

Coğrafya Niçin önemlidir? Niçin Coğrafya okumalıyız.

Coğrafya nedir? Ne değildir?

COĞRAFYANIN TARİHİ

Coğrafya Biliminin Gelişim Tarihi

Tarihten Günümüze Coğrafya

OSMANLI DEVLETİNDE COĞRAFYA

Osmanlı Devletinde Coğrafyanın Etkisi

Osmanlı Devleti Döneminden Bugüne Coğrafya

Osmanlıda Orta öğretimde Coğrafya

COĞRAFYA İLE İLGİLİ YERLİ VE YABANCI SİTELER

Coğrafya ile ilgli yerli ve yabancı site adresleri

yok YorumYorum yaz!Bağlantı


<- SONRAKİ SAYFAM ->
karakurum

SİTE İÇİ ARAMA MOTORU

GÜNLÜK SAYAÇ


BENİMLE İLGİLİ

UFKU EN GENİŞ OLAN COĞRAFYACILARIN VE COĞRAFYA SEVERLERİN MEKANI

BENİM DUYURULARIM


11/03/2008 :

Site içi arama motoru eklenmiştir aradığınız konuyu yazarak rahatlıkla bulabilirsiniz. saygılar ve sevgiler.



11/03/2008 :

Site içi coğrafya konularını tablodan bulabilirsiniz. tabloda ardığınız konuyla ilgili yere tıklayıp bulabilirsiniz.



08/02/2008 :

Arşivime mutlaka bakınız. mutlaka hoşunuza gidecek bir konu bulabilirsiniz. istediğiniz bilgilere daha rahat ulaşabilirsiniz.


BANNERLERİM

COĞRAFYAMİZ

BANNERİMİ SİTENİZE EKLEME KODU

COĞRAFYAMİZ

BANNERİMİ SİTENİZE EKLEME KODU

ARAMA MOTORU

SAYAÇ


counter

SON YAZILARIM

LİSE 4 COĞRAFYA DERS KİTABI ETKİNLİKLERİ
LİSE 3 COĞRAFYA DERS KİTABI ETKİNLİKLERİ
LİSE 2 COĞRAFYA DERS KİTABI ETKİNLİKLERİ
LİSE 1 COĞRAFYA DERS KİTABINDAKİ ETKİNLİKLER
2009/2010 SENEBAŞI COĞRAFYA ZÜMRE ÖĞRETMENLER TUTANAĞI
TÜRKİYEMİZİ VE DÜNYAMIZI KAPLAYAN BİTKİ ÖRTÜLERİ SUNUMU
YERKABUĞUNUN ZAYIF KUŞAKLARI FULL SUNUM
TOPOĞRAFYA VE KAYAÇLAR FULL SUNUM
DÜNYA HARİTALARI SUNUMU (230 ADET)
BEŞERİ YAPI FULL SUNUM
DIŞ KUVVETLER ( YERYÜZÜNÜN BİÇİMLENMESİ FULL ) SUNUM
İÇ KUVVETLER ( DERİNLERDEN GELEN GÜÇ FULL SUNUM )
ÜNLÜ COĞRAFYACILAR VE COĞRAFYA YA KATKI SAĞLAYAN BİLİM ADAMLARI
TÜRKİYE HARİTALARI SUNUMU (200 TANE )
COĞRAFYA'DA ÖRNEKLERLE TABLO YORUMLARI
COĞRAFYA'DA SICAKLIK VE YAĞIŞ GRAFİĞİ YORUMU
COĞRAFYA'DA FARKLI YARIM KÜRELERDE SICAKLIK YORUMU
COĞRAFYADA AKARSU AKIM GRAFİKLERİ VE MATEMATİK KONUM YORUMU
COĞRAFYADA ÖRNEKLERLE DAİRE VE SÜTUN GRAFİĞİ YORUMU
GRAFİK VE TABLO SORULARINI ÇÖZERKEN DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
YERKABUĞUNU OLUŞTURAN TAŞLAR
JEOTERMAL ENERJİ
TÜRKİYE'DEKİ BÜYÜK DEPREMLER
DOĞAL AFET TERİMLERİ
AKDENİZ'DE HOMOTERMİ

GENÇ COĞRAFYACI

cografyamiz

EN ÇOK ZİYARET EDİLEN KONULAR

* Coğrafya Konu Arşivi
* Lise-1- coğrafya konuları
* Lise-2- coğrafya konuları
* Lise-1-Soruları
* Lise-2-Soruları
* Coğrafya soru bankası
* LİSE-1-2-3-Sunumlar
* Genel coğrafya konuları
* Coğrafya bulmacalar ve animasyonlar
* Coğrafi bölgelerimiz
* Türkiye coğrafyası
* Türkiye dünya ve dilsiz haritalar
* Doğal afetler
* Ünlü coğrafyacılar
* Coğrafya ve kuran-ı kerim
* coğrafya Grafik Yorumlama
*Coğrafyada ilginç bilgiler

ATATÜRK DİYOR Kİ

ATATÜRK


11/03/2008 :

Coğrafya yı ve Coğrafyasını iyi bilen bir millet, şüphesiz ondan faydalanmasını ve onu korumasınıda da iyi bilir. "ATATÜRK''

ŞEHİT ÖĞRETMENLERİMİZ

ŞEHİT ÖĞRETMENLERİMİZ ANISINA 1
ŞEHİT ÖĞRETMENLERİMİZ ANISINA 2

BAĞLANTILARIM

Ana Sayfa
Profilim
ARŞİVİME BAKINIZ
Bizim Coğrafya
Coğrafyam Net
Coğrafyamız Net
Coğrafya Öğretmeni
Mekan Bilim
Coğrafya Saati
Coğrafya Tv
Coğrafya Kulübü
Gezegenim
Geobilim
Türk Coğrafya
Coğrafya Sevgisi
Ramazan Özey
Yeryüzü
Ülkeler Net
Coğrafyam Org
Coğrafya Dersim
Meteoroloji Gov
Ağaçlarımız
MTA
İl İl Tanıtım Belgeselleri
Dünya Nüfus Artış Göstergesi
Nüfus Piramidi Oluşturmak
Meb Coğrafya İnternet Tv
Coğrafya Lise
Coğrafya Tutkudur
Tubitak
Biltek
Tüm Coğrafya Şekilleri
Sosyal Dersleri
Atlas Dergisi
Dünya Depremleri
Fiziki Coğrafya
E Coğrafya
Coğrafyalar
Türk Coğrafya Kurumu
Animasyon Sitesi 1
Ülkemizdeki Son Depremler
OGM
BBC Gezegen
Dünya Saatleri
Deprem Haritaları
Resimlerle Dünya Turu 1
Resimlerle Dünya Turu 2
Güneş Sistemi
Türkiye Resimleri
Resimlerle Uzayda Yolculuk
Coğrafya Sözlüğü Bilgi Çağ
Coğrafya Sözlüğü Coğrafya Biz
Gök Bilim Terimler Sözlüğü
Burçlar ve Kayaçlar
Animasyon Sitesi 2
Animasyan Sitesi 3
Animasyan Sitesi 4
İngilizce Siteleri Türkçeye Çeviren Site
Depremle İlgili Herşey
Diğer Gezegenlerdeki Kilonuzu Bulun
Diğer Gezegenlerdeki Yaşınızı Bulun
Gayzerler
Ülkelerin Yerel Saatleri 2
Uydudan Dünyamız
Sosyal Bilimler Biz
Coğrafyam ve Hayat
İlimsel
Yaşar Eren JEOLOJİ
Coğrafyamız
Dünya Ülkelerinin Animasyon Sitesi
Test Grup
Coğrafya Dünyası
Sanal Coğrafya Dersi

ZİYARETÇİLERİM HANGİ KONULARI İNCELİYOR

KATEGORİLERİM

gerçek yaşam öyküleri
zirvedeki yaşamlar

ARKADAŞLRIM

aysberg
meyraca
mamila
kalender2006
gercekyasamdan
mehpareogt
vezirhan
womentuana
ata1881
herneysem
hayalevi72
nefci
senaz
karakurum
lilyum52
suppruss
huseyinizgi1984
GÜVEN AKBULUT
lilyy
myoopie
pervince
vatanseverpatriot
vakanuvis
supprussceyiz
ebrugiller
edanurkiz
huzuryolu1
omrumsana
güven akbulut
nostaljik
benelifim
supertaekwondo
kkucukkelebek
enginsalli

GÜNÜN SÖZÜ



11/03/2008 :

Ufku en geniş olanlar coğrafyacılardır. Prof. Dr. Hayati DOĞANAY.

TÜRKİYEMİZDEN BİLGİLER



11/03/2008 :

Türkiyemizin nüfüsu 2007 sayımına göre 70.586.256 dir.

DÜNYAMIZDAN BİLGİLER



11/03/2008 :

Dünyamızın nüfusu 6 500 000 000 dır.

COĞRAFYADA İLGİNÇ BİLGİLER



11/03/2008 :

Cezayirin topraklarının yüzde 80 nini Büyük Sahra çölü kaplar.

İLGİNÇ BİLGİLER



11/03/2008 :

Anne sütünün yüzde 88 sudur.

DOST BANNERLERİ

vatanseverpatriot
ibrahim yalcin
Laracroft chez Lalique
coğrafyacı
lunatic
Geograpy

Geograpy

lilyum52
gerçek yaşamdan
meyraca1
artmamila
aysberg
vakanuvis
Huzuryolu 1
Cortar na Casaca
Image Hosted by ImageShack.us
SUPPRUSS TAKI